İnsanlık tarihi boyunca altın ne kadar kıymetliyse, tuz ondan daha hayatiydi. Roma askerleri maaşlarını tuzla alır, krallar tuz yollarını korumak için savaşlar çıkarırdı. Ancak bugün sessiz, sinsi ve "beyaz" bir kıyametin eşiğindeyiz: Tuzun Ölümü. Bu sadece bir mineralin bitişi değil; tadın, sağlığın ve en önemlisi "sözün" kıymetinin yitip gitmesidir.
1. Beyaz Altından Beyaz Zehir’e: Kimyasal İhanet
Eskiden kayadan koparılan, denizden süzülen o dev kristaller; içinde 84 farklı minerali barındıran birer yaşam kaynağıydı. Bugün ise "rafine" adı altında fabrikalara giren tuz, içindeki tüm zenginliği soyulmuş, geriye sadece tansiyonu patlatan Sodyum Klorür kalmış bir kimyasal silaha dönüştü. Tuz ölmedi; tuz, endüstriyel kâr hırsıyla "öldürüldü". Biz artık vücudumuza tuz

Hamamönü’nün kuytu bir sokağında, güneşin ahşap dokusuna vurduğu, üzerinde pirinçten aslan başlı bir tokmak olan tarihi bir Ankara kapısı. 
