Devlet Beyin günümüz dünyasının durumu üzerine yaptığı son derece önemli tespitlerine bakalım:
‘Her geçen gün daha da karmaşıklaşan, sürdürülebilir kriz ve kargaşanın gittikçe kökleşip derinleştiği bulanık ve bunalımlı bir dünya tablosu insanlığın müşterek geleceğini, münhasır huzur ve istikrar özlemini ciddi şekilde tahdit ve tehdit etmektedir.
İkinci Dünya Savaşı’nı müteakiben yerleşen ve yürürlüğe giren kurallara dayalı uluslararası müesses düzen, geldiğimiz bu aşamada yıkık dökük bir harabeden, yoğun bakımda can çekişen umutsuz bir hastadan muhteva itibariyle farklı değildir.
Yeni bir dünya düzeni kurma arayış ve arzusu eskisinin ağır enkazı kaldırılmadan, en azından hazmedilebilir ve yönetilebilir bir seviyeye taşınmadan oldukça maliyetli ve meşakkatlidir. Çok kutuplu küresel kuvvet dengesinin yeni baştan tesis ve tezahürü geciktikçe, gücün tek merkezde temerküzü amacıyla askeri ve ekonomik baskıların, buna bağlı dayatmaların cesameti artıkça dünya yaşanabilir olmaktan çıkacak, ateş her yeri saracaktır.
Son cümle inanılmaz bir öngörüyü içinde taşıyor. Devlet Beyin PKK ın lağvedilmesini, Öcalan’a umut hakkının verilmesini, Demirtaş’ın affını ve Ahmetler göreve söylemine bu noktadan bakmak gerekir diye düşünmeden edemiyorum.
Devlet Beyin parmak bastığı diğer bir husus şu cümlede hayat buluyor Bilindiği üzere, 19-23 Ocak 2026 tarihleri arasında Davos’ta düzenlenen 56’ıncı Dünya Ekonomik Forumu aynı zamanda AB ile ABD arasında kızışan çok boyutlu cepheleşmenin ağırlık merkezine dönüşmüştür. Kaynayan ve kanayan küresel sistem düşe kalka iflas bayrağını çekmiştir. ABD’nin silaha ve zora dayalı müdahaleleri, sömürüye ve yayılmaya dayalı mütecaviz talepleri bağımsız devletlerin egemen eşitliklerini tartışmaya açacak noktaya kadar gelmiştir.’
Türkiye, Avrasya’nın ve Afrika’nın bir barış ve istikrar bölgesine dönüşmesi, dünyanın insanî bir boyut
Kazanması için büyük bir dinamizme kavuşmak ve böyle bir iddianın sahibi olmak durumundadır.
Sonuç olarak Devlet Beyin konuşma metnine bir bütün olarak baktığımızda nihai şu yargılara ulaşmak mümkündür.
1- Öcalan’ın sözlerini tuttuğunu söyleyip DEM’i ve örgütün diğer parçalarını Öcalan’ı dinlemeye çağırmıştır.
2- Öcalan’a verdiğimiz sözün arkasındayız, Suriye meselesi sonrası tartışmaların odağında olan Öcalan’ın otoritesi nettir ve tarafımızdan kabul görmüştür.
3- Ahmet Türk ve Ahmet Özer’in görevlerine dönmesi çağrılarını dikkate almayan AK Parti iktidarının bazı elemanları artık ayak sürmekten vazgeçsin.
4- “Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı nereden kaynaklanırsa kaynaklansın küçük siyasi hesapların kendi
Birlikteliğinin bozulmasına izin vermeyecektir”
5-İktidar cephesinde ve Cumhur İttifakında çözüm süreci, PKK, Suriye meselelerindeki farklı görüşler olabilir ama herkes aynı notada olmasa bile, heyecan ve bakışlarda ortak bir yol vardır.
6-Adalet Bakanlığı ve yargı işi ağırdan almaktan vazgeçmelidir.
7-TBMM kurulmuş olan Süreç komisyonu acilen ortak metni yazıp mutabık kalan konularda kalınan yasal düzenlemeleri TBMM gündemine getirmelidir.
Yukarıdaki maddeler ışığında nihai görüşüm şudur:
Suriye’ Ordu-SDG çatışması sonrasında ve DEM illerin haksız, insafsız ve ispatsız açıklamalarından sonra ülke genelinde Terörsüz Türkiye Millî Birlik ve Kardeşlik projesine Kürt kardeşlerimizde inanç ve destek azalmaya başlamıştı.
Yine ülke genelinde Terörsüz Türkiye Milli Birlik ve Kardeşlik projesi iflas edecek mi sorusu insanlarımızın zihin ve gönül dünyasında vücut bulmuştu.
İşte tam bu noktada Bahçeli, sürecin heyecanını diri tutmak istiyor, pozitif adımlarla kararlılığını ve iyi niyetini göstermek istiyor.
