Siyaset, siyasilere bırakılamayacak kadar önemli bir konudur ve Milletin büyük bir bölümü siyaseti sadece izlemekle kalıyor.
Siyasette katılımcılık çok önemlidir.
Ülkemizin sorunlarına karşı kimin bir sözü, fikri ve projesi varsa bunların değerlendirilmesi toplumsal kalkınma hızımızı inanın çok arttıracaktır.
Peki, mevcut ve yeni kurulacak partiler ve liderler katılımcılığı özendirecek projeleri hayata aktarmada yeterli çalışmalar yapıyor mu?
Bu soruya gönül rahatlığıyla ‘Evet’ demek mümkün değil.
Yıllarca liderler siyaseti ele geçirme, ya da arka bahçede pazarlıklarla işi götürme ile iktidarı ele geçirme çabası içinde zaman tükettiler
Ülkemizde siyaset kurumunun en önemli yapı taşı olan particilik konusunu irdelediğimizde çok ilginç bulgulara rastlıyoruz.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 11 Şubat 2019’da yayınladığı listeye göre, Türkiye’de 104 tane parti var ve bunların 77 adedi şu anda siyasi faaliyet gösteriyor.
77 siyasi partiden 24’ü son 5 yıl içinde kurulmuş. Bugün kuruluş hazırlığı içinde yaklaşık yarım düzine parti daha var. 77 Siyasi parti içinde bir kısmına parti demek de mümkün değil zaten. Bunlar sadece tabela partisidir ve gerçek bir kadro ya da projeleri yoktur.
Yeni bir parti kurabilir miyiz arayış içinde olan onlarca grup var.
Ülkemiz için bu kadar siyasi parti zaten çok fazladır.
Bu coğrafyada kurulmuş partilerin bazıları Şahıs partisi, ya da dini, ideolojik, politik mikro “cemaat” oluşum biçiminde yapılanmıştır.
Her bir yeni parti kurma dedikodusu ortaya çıktığında aklıma; Kim bunlar, finansmanlarını nereden sağlıyorlar, ne yapmak istiyorlar, soruları gelir.
77 mevcut siyasi partinin süreçlerini incelediğimizde bazılarının siyaset bağının köksüz olduğunu ve ülke siyaseti için parazit, zehirli sarmaşıklar olduğunu görmek mümkündür.
Ülke siyasetinde genel olarak partileşme stratejilerine baktığımızda ise “tek lider” çözümlü bir taktik hemen göze çarpar. Bu hayalî, sanal bir çözümdür.
Çünkü Tek adamlar geldikleri gibi giderler.
Geçmiş siyasi hayatta tek adama dayalı liderlik bir yere kadar faydalı olsa da, bir yerden sonra ya kendileri sapar, ya hedef olurlar ya da çevreleri kuşatılır ve iş başka yollara sürüklenir.
“Her şeyi bilen” bir liderlik toplumu bir kişinin arzu, istek ve kişilik karakterine göre başarısını yükseltir veya iniş başlar.
İktidarı ve o gücü ele geçirmek ya da o güce ulaşmak için yaklaşmak isteyenler ve uzaklaştırılanlar hem kendi aralarında hem de birbirlerine karşı çatışmaya girerler.
Tek adamın yandaşları ve karşıtları, önce örtülü, sonra açık bir çatışmaya girerler ve ülkenin ekonomik ve stratejik konumu sıkıntılara düşer.
Partilerde lideri bekleyen en önemli mesele yetersiz olanları görevden almak yerine tekrar eski denenmişleri getirmektir.
Partilerde bir makama bir düzine adam talip olur. Göreve birini getirdiğinizde, geri kalanı küsüp gidebilir.
Liderlerin işi Kolay değil.
Lider güçlü iken kimse sesini çıkaramaz.
Hem makamından ya da beklentilerinden, imtiyazlı konumundan mahrum olmak istemeyenler, hem de hesap sorulmasından korkanlar ses çıkarmaz, Lider ve Parti zayıflamaya başladı mı, birileri gizlediği düşüncelerini dillendirmeye başlar.
Sonra ayrışma, küsme ve kopuş.
Sadece politikaya heveslilerde bu duygusal kopuş olmaz,
Siyasilere güvenip yeni umutlar besleyen Ankaralılarda ayrışır, küser ve toplumsal kopuş kendini gösterir
Eskiden politika dünyamızda bir söz vardı
İstanbul’u alan Türkiye’yi alır.
Başkent Bülten olarak bizde diyoruz ki;
Siyaset kurumundan, politikacıdan küsme ve kopuş, Önce Ankara’da başlar sonra tüm ülkeye yayılır zira Ankara Türkiye’nin kalbidir.
Siyasetimizde bu işler her yerde ve her zaman böyledir.
“Bana güven gerisini merak etme sen’ ’anlayışıyla hareket eden lider, Milletvekili, il başkanı bir gün gelir arkasına baktığında kimseyi bulmaz.
Yılların getirdiği deneyimiz ışığında şunu biliyoruz;
Toplumsal talep, istek ve beklentiyi karşılamayan siyasetçi yalan, aldatmaca ve ihtirasla yaptığı her söz, söylem ve davranış bir an geldiğinde kendisinin imtihanı olur.
