Türkiye, onlarca yıllık kronik bir prangadan kurtulmanın, "Terörsüz Türkiye" vizyonunun eşiğinde tarihi bir dönemeçten geçiyor.
Silahların susması, operasyonel hareketliliğin sıfırlanması kuşkusuz askeri ve istihbari aklın muazzam bir başarısıdır.
Ancak devlet yönetme sanatı ve asırlık "devlet aklı", fırtınanın dindiği anın, aslında yeni bir sosyolojik dip dalganın başlangıcı olduğunu çok iyi bilir.
Şimdi Ankara’nın, politika merkezlerinin ve bu ülkenin geleceğine yön veren stratejik odakların sorması gereken can alıcı soru şudur: Silahlı kırılmanın bittiğinin hemen ertesi günü, sokakta ne olacak? Tehdit gerçekten bitti mi, yoksa kabuk değiştirerek yeni mi başlıyor?
Silahların susmasıyla birlikte yaşanacak kitlesel geri dönüşler ve dağ kadrolarının sivil hayata geçişi, teoride bir başarı hikayesi gibi görünse de, sahada çok sert bir "kültürel kan uyuşmazlığını" tetikleme potansiyeline sahiptir.
Özellikle Güneydoğu Anadolu’nun sosyolojik omurgasını oluşturan Batman ve Mardin aksını mercek altına alalım.
Bölge, bin yıllık köklü muhafazakar gelenekleri, Nakşibendi/Kadiri inanç damarları, sarsılmaz aşiret yapıları ve katı aile ahlakı kurallarıyla örülüdür.
Bu muhafazakar yapının tam karşısına ise; yıllarca dağda, tamamen seküler, sol-Marksist bir doktrinle, ana akım aile kavramını reddeden bir disiplinle yetişmiş ve bu alışkanlıkları içselleştirmiş unsurlar inecektir.
Bu iki yapının şehir merkezlerinde, parklarda, kafelerde ve esnaf sofralarında karşı karşıya geldiği ilk an, sosyolojik bir fay hattının kırılma anıdır.
Dağdan gelen kadroların seküler yaşam refleksleri, bölgenin derin mahalle baskısı ve muhafazakar duvarlarına çarptığında ne hukuki mevzuatlar ne de ekonomik yardımlar tek başına yeterli olacaktır.
İnanç eksenli bu dışlama refleksi kontrol edilmezse, toplumsal rehabilitasyon süreci daha başlamadan çökecektir.
Toplumsal kabulde yaşanacak bu pürüzler, kaçınılmaz olarak mekânsal bir savunma refleksini doğuracaktır.
Kendini geleneksel sosyolojinin içinde dışlanmış, yabancılaşmış hisseden geri dönüşçü unsurlar, kentlerin çeperlerinde homojen, içe kapalı ve izole mahalleler kurmaya başlayacaktır.
Ankara’nın kör noktası tam olarak burasıdır: "Gizli Getrolaşma."
Bu mahalleler, sivil hayata tam entegre olamamış, mülkiyet ve istihdam sorunları yaşayan, geçmişin ideolojik reflekslerini henüz atamamış kitlelerin kontrolsüz bir şekilde kümelendiği alanlara dönüşme riski taşımaktadır.
Klasik asayiş mekanizmalarının girmekte zorlanacağı, kendi içinde alt-kültürler ve illegal yapılar üretebilecek bu getrolar, geleceğin "yeni nesil şehir terörü" ve asayiş risklerinin kuluçka merkezi olabilir.
Silah bitmiştir ama getronun doğuracağı asimetrik suç dalgası, sokakları her an barut fıçısına çevirebilir.
İşte bu yüzden, bu risk matrisi karşısında asırlık devlet aklına düşen görev bellidir: Yol haritasını ve operasyonel araçları acilen revize etmek.
Bugüne kadar sahayı başarıyla yöneten askeri yığınaklar, operasyonel baskınlar ve fiziki güvenlik konsepti (Sert Güç), silahların sustuğu ertesi gün işlevini yitirir.
Kent meydanlarında, Batman’ın Turgut Özal Bulvarı'nda ya da Mardin’in tarihi sokaklarında asayişi panzerlerle, aşırı polis görünürlüğüyle sağlamaya çalışmak, toplumsal gerilimi artırmaktan başka bir işe yaramaz.
Şimdi "Sosyolojik Tahkim" zamanıdır.
Devlet, namlunun ucundaki gücünü acilen hukukun, diplomasinin, ekonominin ve en önemlisi inanç psikolojisinin yumuşak gücüne (Soft Power) devretmelidir.
Eğer devlet sokağı sadece adli bir vaka olarak görür ve sosyolojiyi rehabilite edecek yasal-manevi enstrümanları (İnanç ve İrşad Hakemliği gibi) devreye sokmazsa, oluşan büyük boşluk yabancı istihbarat servislerinin ve asimetrik odakların yeni oyun alanı olacaktır.
"Silahlı terörü bitirmek bir askeri başarıdır; ancak o silahların bıraktığı ideolojik ve psikolojik boşluğu yönetmek bir devlet dehasıdır.
Sokakta yeni bir asimetrik savaş istemiyorsak, Ankara kurumsal hantallığı bırakıp yarından itibaren hukuki ve sosyolojik tahkimatın mevzuatını yazmalıdır.
Çünkü asıl büyük imtihan, namlular soğuduğunda başlayacak."
Yazı dizimizin 2. Gününde (Yarın): "Meclis’in En Zor Sınavı: Geçiş Dönemi Hukuku ve Mevzuat Tıkanıklıkları." Dağdan inişlerde Anayasa'nın eşitlik ilkesi nasıl aşılacak? Mülkiyet krizlerini çözecek Dijital Tahvil modeli nedir? Başkent Bülten'de...
