Geçen gün öğlen saatlerinde TV izlerken eski Genelkurmay Başkanı ve Milli Savunma Bakanlığı yapmış olan Sn. Hulusi Akar’ın sözlerini duyunca çok şaşırdım zira kullanılan cümleler çok ilginç ve dikkat çekiciydi.
ABD’de konuşan Sn.Akar, "S-400 konusunda mutlaka bir çözüm bulunacak" derken bu cümlelerin arkasındaki mananın çok derin olduğunu düşündüm.
Diplomaside ve askerî stratejide bazen en kısa cümleler, en büyük krizlerin çözüm anahtarını bünyesinde barındırır.
Genelkurmay Başkanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı gibi devletin tam kalbinde görev yapmış, NATO koridorlarını ve Pentagon’un dilini gayet iyi bilen bir isimden gelen bu açıklama, tesadüfi bir temenniden ibaret olamaz.
Bu söylem, Türkiye’nin Doğu ile Batı arasında giderek gerilen stratejik ipte yeni ve pragmatik bir "denge mimarisine" geçtiğinin ilk somut işaretidir.
1. S-400: Teknik Bir Savunma Aracından Stratejik Bir Sembole
S-400 hava savunma sistemleri, Türkiye için hiçbir zaman sadece hava sahasını koruyacak bir füze bataryasından ibaret olmadı.
Bu hamle; 15 Temmuz sonrası değişen güvenlik parametrelerinin, Batılı müttefiklerin (özellikle Patriot ve teknoloji transferi konusundaki) reddedici tutumunun ve Türkiye’nin kendi jeopolitik özerkliğini ilan etme iradesinin bir sonucuydu.
Ancak Rusya’dan alınan bu sistemler, Washington hattında CAATSA yaptırımlarını ve F-35 programından çıkarılmayı beraberinde getirdi.
Gelinen noktada soru şuydu: Bir füze sistemi için küresel bir savunma ekosisteminden tamamen izole olunabilir miydi?
Sn. Akarın "bir çözüm bulunacak" vurgusu, Türkiye'nin bu kilitlenmeyi aşacak askeri ve diplomatik formüllere açık olduğunu gösteriyor.
2. "Girit Modeli" ve Arayıştaki Esneklik
Ankara ve Washington hattında uzun süredir kapalı kapılar ardında tartışılan ancak Akar’ın çıkışıyla yeniden boyut kazanan en kritik senaryo: Girit Formülü.
Yunanistan’ın elindeki S-300’leri konuşlandırma biçimine benzeyen bu konsept; sistemin "aktif askeri kullanım" statüsünden "stokta/depoda konuşlu ama ihtiyaç anında aktifleştirilebilir" statüye çekilmesini öngörüyor.
Stratejik Denge: Türkiye, S-400’lerden tamamen vazgeçmeyerek Rusya ile olan hassas dengesini ve ulusal egemenlik iddiasını korurken; sistemin NATO entegrasyonuna doğrudan tehdit oluşturmayacak bir formatta tutulmasıyla da ABD yaptırımlarının zeminini kaydırmayı hedefliyor.
3. NATO İttifakı ve Bölgesel Gerçeklikler
Ukrayna savaşı sonrası değişen küresel mimari, NATO’nun güney kanadındaki Türkiye’nin vazgeçilmezliğini bir kez daha ortaya koydu.
Karadeniz güvenliği, İsveç/Finlandiya genişlemesi ve Doğu Akdeniz’deki dengeler gösterdi ki; Türkiye olmadan NATO’nun caydırıcılığı eksik kalmaktadır.
Sn. Hulusi Akar’ın çıkışı, Türkiye’nin Batı ittifakı içerisindeki konumunu "edilgen bir müttefik" olarak değil, kendi şartlarını masaya koyan ama ittifakın işleyişini tıkamayan pragmatik bir güç olarak yeniden inşa etme hamlesidir.
Yeni Dönemin Kodları
Hulusi Akar’ın ABD’de kurduğu o kritik cümle, askeri bürokrasinin ve devlet aklının arka planda işlettiği mekik diplomasisinin dışa vurumu dur.
S-400 meselesinde çözüme ulaşılması;
• F-35 ve F-16 Viper tedarik süreçlerinin önünü açacak,
• Türkiye’nin yerli hava savunma projeleri (ÇELİK KUBBE, SİPER) olgunlaşana kadar geçen sürede güvenlik zafiyetini engelleyecek,
• Batı bloku ile rasyonel, çıkar odaklı ve yeni bir sayfa açacaktır.
Devletler ilişkilerinde duygusallığa yer yoktur; yalnızca konjonktür ve milli çıkarlar vardır.
Sn. Akar’ın sinyalini verdiği bu yeni dönem, Türkiye’nin stratejik otonomisini korurken küresel denklemde yeniden alan kazanma hamlesinden başka bir şey değildir.
Başkan Erdoğan'ın Stratejik Hamlesi: Neden Hulusi Akar?
Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın Sn.Hulusi Akar’ı hem Genelkurmay Başkanlığı hem de Milli Savunma Bakanlığı gibi iki kritik eşikte görevlendirmesi tesadüf değildir.
• NATO ve Batı Dilini Bilmek: Akar, TSK bünyesinde uzun yıllar Müttefik Dönüşüm Komutanlığı dâhil üst düzey NATO görevlerinde bulunmuş, Pentagon ve Müttefik komutanlıklarıyla doğrudan iletişim kanallarına sahip bir kilit figürdür.
• Geçiş Dönemi Mimarlığı: 15 Temmuz askeri darbe girişimi sonrasında TSK’nın yeniden yapılandırılması ve Sivilleşme reformlarının hayata geçirilmesinde "devlet garantörü" rolü üstlenmiştir.
• Müzakere Masasındaki Güç: Batı ittifakı nezdinde sözü dinlenen, "askeri gerçekliği" sivil siyasete, sivil iradenin taleplerini ise üniformalı müttefiklerine en rasyonel dille aktarabilen tek isimdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Batı ile kopma noktasına gelen güvenlik krizlerini çözecek en doğru aktör olarak Akar'ı vitrine koyarak aslında Washington ve Brüksel'e net bir mesaj vermişti: "Güvenlik kaygılarımız gerçek, ama diyalog kapımız sonuna kadar açık."
CAATSA Yaptırımları ve F-35 Ekosistemine Dönüş
S-400 krizi, Türkiye’nin ABD Kongresi tarafından yürürlüğe konan CAATSA (ABD'nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası) yaptırımlarına maruz kalmasına ve üretici ortaklarından biri olduğu 5. nesil savaş uçağı F-35 projesinden çıkarılmasına yol açtı.
Sn. Akar’ın işaret ettiği çözüm formülü gerçekleştiğinde:
1. CAATSA Kıskacı Kırılacak: Türk savunma sanayiinin Batılı tedarikçilerle yaşadığı örtülü ve açık ambargolar kalkacak.
2. Hava Kuvvetleri Modernizasyonu: F-16 Viper alım/modernizasyon süreçleri hızlanacak ve F-35 projesine geri dönüş ya da ödenen 1.4 milyar doların iadesi/mahsullaşması hukuki zemine oturacaktır.
3. Milli Sanayiye Zaman Kazandırma: KAAN ve SİPER gibi yerli projeler tam kapasiteye ulaşana dek Ege ve Doğu Akdeniz’deki hava üstünlüğü riske atılmamış olacaktır.
3. Rusya Dış Politikasına Etkileri ve İnce Denge
S-400 krizinin çözülmesi, Ankara-Moskova hattında bütünüyle bir kopuş anlamına gelmez; aksine Türkiye'nin "stratejik otonomi" arayışının vites büyütmesidir.
• Moskova'nın Yaklaşımı: Kremlin, S-400 satışını NATO içinde bir çatlak oluşturma hamlesi olarak gördü. Ancak Türkiye, Rusya ile ilişkilerini hiçbir zaman Batı'ya bağımlı ya da Moskova'ya mahkûm bir eksende yürütmedi.
• Girit veya Depo Formülü: S-400'lerin NATO sistemlerine entegre edilmeden "stok/standby" modunda tutulması, Rusya ile imzalanan anlaşmanın ruhunu tamamen iptal etmeden Washington’ın kaygılarını giderecek tek rasyonel yoldur. Ankara, Putin yönetimine de bu adımı bir "düşmanlık" değil, "sistemler arası uyumluluk zarureti" olarak anlatabilecek diplomatik esnekliğe sahiptir.
4. Bölgesel Mimaride Tarihsel Kırılma
S-400 krizinin çözülmesi, sadece Türk-Amerikan ilişkilerini değil, geniş Orta Doğu, Doğu Akdeniz ve Karadeniz jeopolitiğini de baştan şekillendirecektir:
Bölge S-400 Çözümünün Muhtemel Etkisi
Doğu Akdeniz Yunanistan ve Güney Kıbrıs'ın Türkiye'yi izole etme stratejisi zayıflar; Türkiye-NATO bloğu Doğu Akdeniz'de yeniden ortak devriye zeminine kavuşur.
Karadeniz ve Ukrayna Montrö’yü titizlikle uygulayan Türkiye, NATO’nun Karadeniz’deki en güvenilir denge unsuru olma konumunu perçinler.
Suriye ve Orta Doğu ABD ile terörle mücadele (PKK/YPG) hususundaki tıkanıklıkların aşılması için yeni bir pazarlık alanı doğar.
Sonuç: Küresel Denklemde Devlet Aklı
Sn. Hulusi Akar’ın ABD’deki o net cümlesi, duygusal tepkilerle değil, tarihsel ve stratejik gerçeklerle hareket eden Türk devlet aklının bir özetidir.
S-400 meselesinde bulunacak rasyonel bir çözüm; Türkiye'nin bağımsız hareket etme kabiliyetini geriye götürmez, aksine Batı ittifakı içerisindeki pazarlık gücünü ve caydırıcılığını en üst seviyeye çıkarır.
Sn.Erdoğan-Akar vizyonu; Türkiye'yi tek bir eksene sıkıştırmadan, küresel sistemin fay hatlarını en iyi şekilde yönetme sanatıdır.
NOT. Sn. Akarın ABD gezisini boşa çıkarmaya yönelik en büyük tehdit ve engel bu ülkede konuşlu FETÖ artıklarıyla Netenyahu destekli ABD Yahudi Lobisidir.
