Kanser

Kanser

Kanser sözcüğünü duyduğumuzda irkilir, tüylerimiz diken diken olur. Yüzyılın baş belası olan bu hastalığın nedenleri üzerine birçok tez ortaya atılmaktadır.

Çok çeşitli türleri bulunan bu amansız hastalık, yalnızca hastalığa yakalanan kişiyi değil; tüm hasta yakınlarını ve ailesini de derinden sarsmaktadır. Genetik olduğu, aile bireylerinden birinde ortaya çıkması hâlinde diğer bireylere de geçebileceği varsayımı, ailelerin zihinsel ve ruhsal durumunu olumsuz yönde etkilemektedir.

“Kansere yakalanmışsın” sözünü duyan bir hastanın yaşadığı psikolojiyi, sağlıklı bir insanın tam anlamıyla kavraması mümkün değildir. Bu hastalığa yakalanmış bir bireyi her gün yiyip bitiren bu illetin çözümü için, teşhiste erkenlik ve tedavide zamanlama hayati önem taşımaktadır denilmektedir.

Modern dünyanın kanserle mücadelesinde henüz kayda değer bir mesafe alındığı söylenemez. Günümüzde önerilen yöntemler arasında kemoterapi, ışın tedavisi ve cerrahi müdahale yer almaktadır.

Türkiye’de ise kanser vakalarında korkutucu bir artış söz konusudur. Hemen hepimizin mutlaka bir yakını, eşi ya da dostu kanserle mücadele etmiş; ne yazık ki bu yakın çevremizdeki birçok kişi kısa bir süre sonra hayatını kaybetmiştir.

Bilim insanları, kanseri tetikleyen faktörleri; sigara kullanımı, yoğun stres ve üzüntü, kimyasal içerikli gıdalar gibi etkenler üzerinden açıklamaktadır.

Kanser hastalığına karşı kimyasal tıbbın yerine alternatif tıp, yani bitkisel çözümlerle çare bulunabileceği konusu ise hâlâ sert tartışmaların odağında yer almaktadır.

Kanserin oluşumu ve tedavi yöntemleri hakkında televizyonlarda yapılan açık oturumlarda ve tartışma programlarında konuşan bilim insanlarının birbirinden farklı görüşler dile getirmesi, toplumun kafasını daha da karıştırmaktadır.

Kanserle mücadeleyi yürüten onkoloji hastaneleri, her ne kadar yeterli donanıma sahip olsalar da, çoğunlukla yalnızca modern tıbbın uygulamalarını hayata geçirmektedir. Kanseri önlemeye yönelik bilimsel çalışmaların ise ülkemizde oldukça zayıf olduğu görülmektedir.

Kanser hastalarına psikolojik destek vermek amacıyla kurulmuş birçok vakıf ve dernek, bu alanda faaliyetlerini sürdürme çabası içerisindedir.

Bir şehir efsanesi olarak dolaşan şu iddiayı da paylaşmakta fayda var:
Bu yüzyılın hastalığına aslında tıp bir çözüm üretmiştir; ancak dünya sağlık sektöründeki dev ilaç ve tıbbi ekipman firmaları bu çözümün açıklanmasını istememekte ve gizlemektedir.

İddialara göre, dünyada en pahalı hastalık olan kanser üzerine yüz milyarlarca dolarlık yatırımlar yapılmıştır. Kansere kesin bir çare bulunması hâlinde, bu dev yatırımların tamamı çöpe gidecektir. Bu nedenle sağlık sektörünün küresel devlerinin bu tür buluşları engellediği söylenmektedir.

İnsanlık elbet bir gün bu illete kesin bir çare bulacaktır. Ancak o güne kadar ne yazık ki birçok insan bu hastalık nedeniyle hayata veda edecektir.

Biz, kanser hastalığına “haberli ölüm” adını verdik. Çünkü kansere yakalanan kişi, ölümü kabullenme sürecine girmekte ve “ne kadar yaşarsam kârdır” duygusuyla yaşamaya başlamaktadır.

Uluslararası bir makalede okuduklarımızı sizlerle korkarak paylaşmak istiyoruz. Zira eğer bu makalede yazılanlar doğruysa, yakın gelecekte “Kansere çözüm bulundu” müjdesiyle karşılaşabiliriz.

Türkiye’de bir köşe yazısında “kansere çözüm mü bulundu?” başlığıyla ele alınan bu haberi gelin birlikte inceleyelim:

“Tıp biliminde kansere karşı çözüm üreten bazı kliniklerde, kanseri yenmek yerine onu öldürmeye yönelik bir yöntem geliştirildiği ifade ediliyor.”

Yazacaklarımız o kadar büyük ve umut verici ki, doğrusu bunu aktarmaya çekiniyoruz. Bu gelişme, doğru olamayacak kadar güzel bir ihtimal gibi duruyor.

Gazetede yer alan alıntıyı olduğu gibi aktaralım:

“Düşünsenize; bu tıbbi adımı atanlar kanseri ‘yenmek’ten değil, onu ‘öldürmek’ten bahsediyorlar. Yaptıkları şey kanseri tedavi etmek değil, onu tamamen ortadan silmek.

Onkologlar, Mayo Clinic de dâhil olmak üzere bazı tıp merkezlerinde bu deneylerin yapıldığını biliyorlardı. Ancak bilimsel sürecin gerektirdiği adımlar henüz tamamlanmadığı için bu devrimsel gelişmeyi açıklamıyorlardı.

Vice Media, Amerikan HBO kanalında yayımladığı ‘Killing Cancer’ adlı belgeselde bu çalışmayı kamuoyuna duyurdu. Belgesel, klasik kemoterapinin çok ötesine geçen bir yöntemi ele alıyor.

Bu yöntemde kanserli hastaya HIV virüsü, kızamık virüsü ya da genetiği değiştirilmiş grip virüsü veriliyor. Belgeselde bu virüslerin kanserli hücrelere saldırarak onları yok ettiği görülüyor.

Son derece agresif kanser türlerine yakalanan hastaların bu yöntemle sağlıklarına kavuştuğu aktarılıyor. Eğer bu çalışmalar bilimsel onay alır ve bir kanser aşısına dönüşürse, işte o zaman gerçek bir devrim yaşanacaktır.”

Biz de diyoruz ki; insanlık elbet bir gün bu kötü hastalığa kesin çözümü bulacaktır.

Author’s Posts

Please fill the required field.
Image