Ankara’da Kapı Numaralarının Gizli Hiyerarşisi: Yerin Üstündeki Sınıfsal Laboratuvar
Ankara, dışarıdan bakıldığında tek tip mimarinin, birbirine benzeyen memur bloklarının ve beton griliğinin şehri gibi görünür.
Ancak bu tekdüze görüntünün arkasında, Türkiye’nin en katı, en acımasız ve en tıkır tıkır işleyen toplumsal tabakalaşma modellerinden biri gizlidir:
Lojman Kültürü. Ankara’da devlet lojmanları sadece birer barınma alanı değil; unvanların, kıdemlerin, güç dengelerinin ve örtülü bir sınıfsal kast sisteminin binalara bürünmüş halidir.
Bu ekosistemde her şey, devletin resmi hiyerarşi cetveline (unvan unvana, kıdem kıdeme) göre milimetrik olarak tasarlanmıştır.
Kampüsün kapısından girdiğiniz an başlayan bu hiyerarşi, binaların yaşından dairelerin kat yüksekliğine, hatta kapı numaralarına kadar her zerreye sirayet eder.
Lojman kast sisteminin ilk kırılımı, binaların fiziki durumunda kendini gösterir.
Kampüsün merkezinde yer alan, geniş balkonlu, asansörlü, kapısında özel güvenliği olan o yeni ve lüks bloklar, bakanlıkların "çekirdek kadrosuna," yani genel müdürlere, daire başkanlarına ve stratejik kurulların üyelerine tahsis edilmiştir.
Burası kast sisteminin zirvesidir.
Kampüsün çeperine doğru ilerledikçe binalar yaşlanır, dış cephe boyaları solar ve kalorifer tesisatları ses yapmaya başlar.
İşte oralar, sisteme henüz yeni dahil olmuş uzman yardımcılarının, şeflerin ya da kıdemsiz mühendislerin dünyasıdır.
Ankara insanı, bir meslektaşının evine giderken hangi blok bloğun önünden geçtiğine bakarak, o kişinin devlet aklındaki tam koordinatını saniyeler içinde hesaplayabilir.
Lojman mimarisinde katlar, zihinsel birer rütbedir.
Giriş katlar ve bodrum katlar, hiyerarşinin en alt basamağındaki memurlara kalır; çünkü burası hem gürültülüdür hem de kampüsün tüm "gözetleme" mekanizmalarına açıktır.
En üst katlar ise (eğer çatı akmıyorsa) her zaman kıdemlilerindir.
Bu durum, hafta sonları lojman bahçelerindeki çardaklarda veya balkonlarda muazzam bir psikolojik gerilim yaratır.
Üst düzey bir bürokratın eşi ile kuruma henüz yeni atanmış bir personelin ailesi aynı marketten alışveriş yapar, aynı bahçede yürür; ancak aralarındaki selamlaşmanın açısı, tamamen lojman puanlama sistemindeki o görünmez "unvan" makasıyla belirlenir.
Balkondan aşağı bakmak devlet gücünün konforunu, aşağıdan yukarı bakmak ise "bir gün o kata çıkma" hırsını besler.
Lojmanların en tehlikeli ve en işlevsel alanları, binaların arasındaki o masum görünümlü ahşap çardaklardır.
Akşamüstü çaylarının içildiği, çocukların oyun oynadığı bu alanlar, aslında bakanlık koridorlarının kayıt dışı uzantılarıdır.
Kurum içinde yapılacak bir atama, açılacak bir soruşturma ya da gözden düşen bir müdürün dedikodusu, ilk olarak bu çardaklarda fısıldanır.
Lojman sakinleri için komşuluk, bir sosyal ilişkiden ziyade stratejik bir ittifaktır.
Üst kat komşunun (yani amirin) evinden gelen ayak sesleri bile alt kattaki memur için bir tür performans kriterine dönüşebilir.
Ankara’da lojman, devletin bireyi mesai saatleri dışında da kontrol altında tuttuğu, herkesin birbirini gözlediği ve panoptikon etkisinin en rafine halinin yaşandığı yerdir.
Ankara'da lojman kapısındaki o pirinç döküm numara, size sadece bir adres vermez; toplum içindeki ağırlığınızı, maaş skalanızı ve devletin gözündeki "vazgeçilmezlik" oranınızı belgeler.
Bu şehirde lojman kast sistemini çözmek, Ankara sosyolojisinin ve insan psikolojisinin yarısını çözmek demektir.
Çünkü Ankaralı bilir ki; yerin üstündeki bu sessiz hiyerarşi, yarın sabah saat 09.00'da devletin tüm çarklarını döndürecek olan o asıl güç mekanizmasının ta kendisidir.
