Gece 23.45…
Son sefer…
Otobüs neredeyse boş.
Ama aslında dolu.
Hikâyelerle.
Şoför, yıllardır aynı hattı sürüyor.
Aynı yollar… Ama asla aynı insanlar değil.
Bir kadın vardı.
Her gece aynı durakta inerdi.
Sessiz… Yorgun… Ama güçlü.
Bir gün gelmedi.
Sonra bir daha…
Sonra hiç…
Şoför bunu kimseye anlatmadı.
Ama her gece o durağa geldiğinde yavaşladı.
Belki gelir diye.
Belki bir ihtimal diye.
Aylar geçti.
Bir gece… o kadın tekrar bindi.
Ama yalnız değildi.
Kucağında bir bebek vardı.
Şoför aynadan baktı.
Kadın ona baktı.
İkisi de hiçbir şey söylemedi.
Ama o an, her şey anlatıldı.
Otobüs son durağa geldiğinde şoför içinden şunu geçirdi:
“Bu şehirde kimse aynı kalmaz…
Ama herkes bir şekilde devam eder.”
SON SÖZ: ANKARA GÖRÜNMEZLERİN ŞEHRİDİR
Ankara’yı anlatırken
binalardan, siyasetten, kalabalıktan bahsederler…
Ama kimse şunu söylemez:
Bu şehirde asıl yaşayanlar,
hiç fark edilmeyenlerdir.
• Bir bankta oturan adam
• Kalabalıkta yürüyen bir kadın
• Direksiyon başında susan bir şoför
Hepsi aynı hikâyenin parçalarıdır:
“Görünmeden yaşamak.”
