Gençler Yurtdışına Neden Gitmek İstiyor?

Gençler Yurtdışına Neden Gitmek İstiyor?

Havaalanları artık sadece yolcu değil…
Umut uğurluyor.
Bir oda…
Yerde açık bir bavul.
İçine kıyafet konuyor.
Ama asıl konan şey:
tereddüt.
Anne kapıda.

Baba sessiz.
Kimse “gitme” demiyor.
Çünkü herkes biliyor:
Kal demek için sebep yok.
Duvara asılmış diploma…
Bir zamanlar gururdu.
Şimdi soru işareti.
Genç kendi kendine soruyor:
“Burada kalırsam ne olurum?”
Cevap yok. “Gitmek cesaret değildir…
bazen kalacak sebep bulamamaktır.
Bir ülkenin en büyük serveti ne yer altı kaynaklarıdır ne de göğe uzanan binaları… Bir ülkenin gerçek serveti, o ülkenin gençleridir. Çünkü gelecek; ne toprağın altında ne de geçmişin hatıralarında saklıdır. Gelecek, gençlerin zihninde kurulur, yüreğinde büyür ve cesaretiyle şekillenir.
Ama şimdi, sessiz ama derin bir kırılmanın eşiğindeyiz.
Gençler gidiyor.
Sessizce…
Vedalaşmadan…
Kırgın ama kararlı bir şekilde…
Ve bu gidiş, sadece bir coğrafya değişikliği değildir. Bu, bir umut göçüdür.
Bugünün gençleri, valizlerine sadece kıyafet koymuyor. Onlar; hayallerini, umutlarını, kırgınlıklarını ve en çok da “başka bir hayat mümkün mü?” sorusunu koyuyorlar.
Eskiden insanlar daha iyi yaşamak için giderdi.
Bugün gençler, “yaşayabilmek” için gidiyor.
Bir gencin kendi ülkesinde hayal kurmaktan vazgeçmesi, aslında en büyük kayıptır. Çünkü hayal kuramayan bir genç, yarın kuramaz. Ve yarın kuramayan bir toplum, geleceğini başkalarının ellerine bırakır.
Bir toplumda gençleri en çok yoran şey yoksulluk değildir.
En çok yoran şey, adaletsizlik hissidir.
Emeğin karşılık bulmadığı, liyakatin yerini ilişkilerin aldığı, çalışmanın değil tanıdıkların kazandırdığı bir düzende genç ne yapsın?
Gece gündüz çalışıp bir sınava hazırlanan bir genç ile hiçbir emek vermeden bir yerlere gelen başka birinin aynı yerde durduğunu gördüğünde, sadece motivasyonu kırılmaz…
İnancı kırılır.
Ve insan inancını kaybettiğinde, bulunduğu yeri de kaybeder.
Bugünün gençliği sadece iş aramıyor.
Güvence arıyor.
Gelecek arıyor.
“Yarın ne olacak?” sorusunun cevabını arıyor.
Ama karşısına çıkan tablo net:
Artan hayat pahalılığı, düşük gelir, belirsiz gelecek…
Bir gencin en verimli çağında “Acaba geçinebilir miyim?” diye düşünmesi, aslında bir sistemin alarm vermesidir.
Çünkü gençlik; hesap yapma değil, üretme zamanıdır.
Ama bugün gençler üretmeden önce hayatta kalma mücadelesi veriyor. Gençlerin bir kısmı için mesele sadece ekonomi değil.
Mesele, kendisi olabilmek.
Fikirlerini özgürce ifade edebileceği, farklı olduğu için yargılanmayacağı, hayallerinin küçümsenmeyeceği bir ortam arıyorlar.
Çünkü insan sadece karnı doyduğunda değil, ruhu özgür olduğunda yaşar. Ve gençler artık sadece yaşamayı değil, “iyi yaşamayı” talep ediyor.
Bugün yaşanan şey sadece bir beyin göçü değildir.
Bu, bir umut göçüdür.
En parlak zihinlerin, en çalışkan gençlerin, en üretken beyinlerin başka ülkelere gitmesi demek; bir ülkenin geleceğinin yavaş yavaş eksilmesi demektir.
Ama daha acı olan şudur:
Gidenler sadece başarılı olanlar değil…
Kalmak isteyip de kalamayanlar da gidiyor.
En çarpıcı cümle şu:
“Ben aslında kalmak istiyordum.”
Bu cümle, bir tercih değil…
Bir zorunluluğun itirafıdır.
Hiçbir genç doğduğu topraklardan kopmak istemez.
Hiçbir insan anılarını, ailesini, dilini geride bırakmak istemez.
Ama insan bazen kalamayacak kadar yorulur.
Gençler suçlanıyor:
“Sabırsızsınız.”
“Emek vermiyorsunuz.”
“Kolayı seçiyorsunuz.”
Oysa gerçek şu:
Gençler artık sabretmek değil, karşılık görmek istiyor.
Emek vermek değil, emeğinin değer bulmasını istiyor.
Sorun gençlerde değil…
Sorun, gençlerin sesini duymayanlarda.
Bir ülke savaşla kaybedilmez her zaman.
Bazen bir ülke, gençlerini kaybederek de geleceğini yitirir.
Giden her genç, sadece bir birey değildir.
Bir fikir gider.
Bir proje gider.
Bir umut gider.
Ve en tehlikelisi şudur:
Gidenler geri dönmeyi düşünmemeye başladığında, asıl kayıp başlar.
Bu hikâyenin sonu henüz yazılmadı.
Çünkü gençler hâlâ umut etmek istiyor.
Hâlâ bu topraklarda yaşamak istiyor.
Hâlâ “burada da olur” demek istiyor.
Ama bunun için;
Adaletin hissedildiği,
Emeğin karşılık bulduğu,
Fikirlerin değer gördüğü,
Geleceğin güven verdiği bir ortam gerekiyor.
Gençler neden gidiyor diye sormak yetmez.
Asıl soru şudur:
“Gençler neden kalamıyor?”
Bu soruya verilecek dürüst cevap, bir ülkenin kaderini değiştirir.
Çünkü gençler giderken sadece bavul taşımıyor…
Bir ülkenin yarınını da yanında götürüyor.
Ve unutulmamalıdır:
Bir ülkenin en büyük kaybı, gençlerini kaybettiği gündür.
Ama en büyük kazanımı da, onları yeniden inandırabildiği gün olacaktır.

Author’s Posts

Please fill the required field.
Image