2026 Yılına Girmeden Birkaç Söz

2026 Yılına Girmeden Birkaç Söz

Üzerinde yaşadığımız coğrafya ve dünyadaki gelişmeler, 2026 yılına gireceğimiz bugünlerde çok riskli bir dönemi önümüze koymakta.

Günümüz dünyasında devletler, ekonomiler, siyasetler, kültürler, insanlar çok daha “karşılıklı bağımlı” hale gelecekler ve dünyanın herhangi bir yerinde olan bir gelişme dünyanın her tarafını etkileyecek.

Bir yanda halen eskisi kadar olmazsa da Korona virüsün yol açtığı salgın hastalığının yavaş yavaş geçen etkileri, diğer yanda Rusya–Ukrayna arasındaki amansız savaş, diğer yanda bu savaşın neden olduğu gıda krizi, enerjiye ulaşmadaki sorunlar dünyayı tehdit etmeye devam ettiği bu zaman diliminde devletler ve yönetimler çaresizliğin girdabından çıkmak için çırpınıyor.

Evet, riskli ve zor bir yıl bizi bekliyor…

Ülkemiz içinde yaşadığımız risklerin iç içe geçtiği, birbirlerini etkilediği bir 2026 yılını önümüzdeki günlerde yaşamaya başlayacağız. Risk, belirsizlik ve güvensizlik 2026 yılını şekillendirecek.

Türkiye, bu durumu 2002–2010 döneminde olduğu gibi pozitif yöne çevirebilir mi?

11 Eylül 2001 tarihinde terör saldırısı ile başlayan ve 2008 yılında yaşanan global ekonomik kriz, küresel iklim değişikliği; bu riskli dönemin başlamasını doğrulayan büyük gelişmelerin sadece üçü oldu.

Evet, küreselleşen dünyanın iki farklı, hatta zıt yönde gelişebileceğini söylemek mümkündür.

Göreceğiz…

Çok da ümit var olduğumu söylesem yalan olur.

Üzülerek belirtmek gerekir ki 2026 yılı, maalesef birinci şıkkı; dolayısıyla risklerin, belirsizliğin ve çatışmanın çok daha şiddetli geçeceğinin sinyalini vermekte.

Kehanet yapmayayım ama 2026 ve sonraki yıllarda küreselleşen dünyamız, çatışmalar ve risklerle dolu geçecek.

Bireyler olarak bu topraklar üzerinde yaşayan bizlerin de normalleşme sürecine geçişte görev ve sorumluluğu var.

Toplumun her kesiminin, başkalarının ne yaptığına bakmadan, mazeret aramadan sorumluluğunu tam olarak yerine getirmesi gerekiyor.

Bu coğrafyada nefes alan her bir bireyin, dedikodulardan ve asparagas haberlerden etkilenmeden önce ülkem demesi gerekir.

Hükümet can ve mal güvenliğini sağlarken; işverenin ve çalışanın üretime yönelmesi, daha çok üretmesi, açgözlülüğü bir kenara bırakarak toplumun yararını ilk önceliği haline alması gerekir.

Bilinmelidir ki millet varsa siyaset var, iş adamı var.

Bu manada yeni yatırımlara ihtiyacımız var. Öncelik mevcut potansiyeli değerlendirmektir.

Bizim mevcut tarım ve sanayi potansiyelimiz, tarımda ve sanayide yılda en az yüzde 7 dolayında üretim artışına imkân verecek güçtedir.

Bizim ekonomik yapımız, ihracatta (miktar ve değer olarak) her yıl en az yüzde 10 artış imkânı verecek güçtedir.

Ne var ki biz bu güçleri 2025 yılında yeterince değerlendiremedik.

2025 yılının şanssızlıkları üretimde yavaşlamaya yol açtı. İşte bunun için ilk yapacağımız iş, mevcut kapasiteleri üretime yönlendirmek olacaktır.

Tarım ve sanayi sektörlerine ait üretim rakamları hangi sektörlerde üretimin yavaşladığını ortaya koyuyor. Sanayi firmalarının durumunu yansıtan listeler hangi firmaların üretimlerinde yavaşlama olduğunu gösteriyor.

Her yerleşim bölgesindeki sanayi ve ticaret odaları, bölgelerindeki tarım ve sanayi işletmelerinin durumunu biliyor.

Özetle, mevcut potansiyelin ve mevcut kapasitelerin kısa sürede harekete geçirilmesiyle üretim artışının sağlanması mümkündür.

Üretim artışını sürdürecek talep gelişmesi de önemlidir. İhracatın harekete geçmesi, iç talebin canlanması şarttır.

Talep olmadan üretim artışı sürdürülemez. Son zamanlarda kişisel gelir ve tasarrufların konut yatırımlarına yönelmesi, konut piyasasına hareket getirdi ama sadece konut yatırımları ile ülkenin büyümesi imkânsızdır.

Sadece yabancılara konut satarak döviz açığımızı kapatmak da imkânsızdır.

Bu tabloda Filiz Hanım Teyzem ne yapacak?

Filiz Teyzem gibi işveren veya işçi olarak üretime katkısı olamayan, tüketici durumundakilerin yapabilecekleri tek şey iyimser olmaktır.

Unutmayalım, hayat devam ediyor.

Biz daha önce, on yıllar önce, çok daha ciddi sorunlarla karşılaştık. Çok ciddi sorunları kısa sürede çözme becerisini gösterdik.

İşimize bakalım…

Herkes kendi işine bakarsa, tarımda ve sanayide kısa sürede mevcut potansiyeli değerlendirerek üretimi artırırsak — ki bunu yapmaya mecburuz — daha iyi günlere daha kısa sürede ulaşabiliriz.

Author’s Posts

Please fill the required field.
Image