Ankara, gündüzleri gri takım elbiselerin, resmikabullerin ve önceden ezberlenmiş basın açıklamalarının şehridir.
Kameralar açıkken her şey kurallara uygun, herkes son derece emindir.
Ancak güneş Dikmen Tepesi’nin ardına çekilip, o devasa bakanlık binalarının pencerelerinde tek tük ışıklar kaldığında, başkentin gerçek ruhu uyanır.
Bu yazı dizisinde, Meclis kürsüsünün arkasındaki o koridorlara, kulislerin derinliklerine ve gücü elinde tutanların insan yanına bakıyoruz.
İşte Ankara’da herkesin yaşadığı ama kimsenin yüksek sesle konuşamadığı o gizli dünya.
1. “Bir Milletvekili Geceleri En Çok Kimi Arıyor?”
Televizyonda izlediğiniz o sert tartışmaların, kürsü yumruklamaların ardından gece yarısı saat 02.00’yi gösterdiğinde, bir milletvekilinin elindeki telefonun ekranı aydınlanır.
Sanılanın aksine, aranan kişi parti genel başkanı ya da bir bakan değildir.
Gece yarısı telefonlarının ucunda genellikle üç kişi olur:
• Seçim bölgesindeki o "kilit" yerel gazeteci veya kanaat önderi: "Benim konuşma orada nasıl yankı buldu? Bizimkiler ne diyor?" sorusunun cevabı, bir vekilin siyasi ömrünü belirler.
• Teşkilatın yükünü sırtlayan o sadık dost: Siyaset bir yalnızlaşma zanaatıdır. Güpegündüz etrafını saran yüzlerce menfaat haresinden sonra, bir vekil geceleri sadece "ona komplo kurmayacağından emin olduğu" eski bir dostun sesini duymak ister.
• Ve asıl çarpıcı olanı; karşı partiden o gizli meslektaş: Gündüz kameralar önünde birbirine parmak sallayan iki ismin, gece yarısı aynı tütün dumanının altında, "Bizim genel merkez bu ara çok gergin, sizin tarafta durumlar nasıl?" diye dertleştiği, Ankara'nın en açık sırrıdır. Çünkü kapalı kapılar ardında, ikisi de aynı acımasız çarkın dişlileridir.
2. Bakanlık Koridorlarında Konuşulan Ama Kameraya Çıkmayan Gerçekler
Bir bakanlığın gücü, bütçesinden ziyade koridorlarındaki "fısıltıların" desibeliyle ölçülür.
Kameralar açıldığında devasa projeler, reformlar ve başarı grafikler uçuşur.
Peki, basın müşavirleri gazetecileri dışarı çıkardıktan sonra o ağır ahşap kapıların arkasında ne konuşulur?
• "Bürokrasi Direnişi": En çok konuşulan şey, siyasi iradenin getirdiği kararların, bakanlığın 30 yıllık köklü bürokratik hafızası tarafından nasıl "Yaparız efendim, bakarız efendim" denilerek zamana yayıldığı ve eritildiğidir.
• Siyasetçi geçicidir, koridorlar kalıcı.
• Kameraya yansıyan "büyük uyum", arkada devasa bir güç savaşından ibarettir.
• "Gözden Düşme" Anksiyetesi: Bakan yardımcılarının, genel müdürlerin en büyük mesaisi iş üretmek değil, Bakan’ın (veya daha yukarısının) o gün kendilerine kaç saniye baktığı, ismini hangi tonlamayla telaffuz ettiğidir.
• Koridorda yürürken bir üst makamın selam vermemesi, o gün o bakanlıkta hayatın durması demektir.
3. Ankara’da Herkesin Bildiği Ama Kimsenin Yazamadığı 7 Gerçek
Ankara’da gazetecilik yapmak, bildiklerini yazmakla değil, neleri yazmaman gerektiğini öğrenmekle başlar.
İşte o sansürsüz 7 gerçek:
1. Dostluklar Da, Düşmanlıklar Da Kiralıktır: Bugün birbirine en ağır hakaretleri edenlerin, yarın bir koalisyon ya da ortaklık masasında en samimi kahkahaları atabileceğini Ankara’da çocuk bile bilir.
Burada hafıza tazedir ama omurga esnektir.
2. Kararlar Meclis'te Değil, Restoran Masalarında Alınır: Kanun tekliflerinin kaderi, komisyon odalarından önce Çankaya’nın, Gaziosmanpaşa’nın gizli bölmeli, perdeli vip restoranlarında, iyi pişmiş bir et ve koyu bir sohbet eşliğinde mühürlenir.
3. En Büyük Bilgi Sızıntısı "Küslerden" Gelir: Ankara’da en iyi kulis bilgisini muhalefet değil, kendi partisinde umduğunu bulamamış, tasfiye edilmiş ya da listeye girememiş "kırgınlar" sızdırır. Güçten düşen insanın dili çözülür.
4. "Ceket Siyaseti" Psikolojisi: Bir makama oturan herkes, altındaki koltuğun her an altından çekilebileceğini bilir. Bu yüzden Ankara’da kalıcı planlar yapılmaz; herkes "günü kurtarma" ve "yerini koruma" refleksine hapsolmuştur. Bu da vizyoner projelerin önündeki en büyük psikolojik hasardır.
5. Güç, Yakınlık Derecesiyle Ölçülür, Unvanla Değil: Resmi protokolde adı arkalarda olan bir danışman veya özel kalem, hiyerarşide en tepedeki bir genel müdürden çok daha güçlü olabilir. Çünkü güç, "liderin odasına kapıyı vurmadan girebilme" mesafesidir.
6. Korku Sinmektir: Ankara’da en tehlikeli şey taraf olmak değil, yanlış zamanda taraf olmaktır. Bu yüzden fırtınalı dönemlerde başkentin üzerine devasa bir sessizlik çöker. Herkes rengini belli etmeden rüzgârın ne yöne eseceğini bekler.
7. Herkes Gitmek İster Ama Kimse Ayrılmaz: Siyasetin bu acımasız ikliminden, dedikodusundan, entrikasından herkes şikayetçidir. Her vekil, her bürokrat "Bırakıp köyüme yerleşeceğim, domates yetiştireceğim" der. Ama o kapalı kapıların kokusunu, o gücün sıcaklığını bir kez alan, Ankara’nın o gri havasını solumadan bir gün bile yaşayamaz.
Ankara, kapıları kapandığında göründüğünden çok daha çıplak, çok daha insani ve bir o kadar da acımasızdır.
