Dünya siyaseti bazen cephelerde değil, satranç tahtalarında oynanır. Bir tarafta savaşan ordular vardır; diğer tarafta ise bekleyen, hesaplayan ve doğru anı kollayan büyük güçler.
ABD, İran ve İsrail arasında patlak veren savaş yalnızca Ortadoğu’nun kaderini değil, küresel güç dengelerini de derinden etkileyebilecek bir gelişme olarak görülmektedir. Ancak bu savaşın en dikkat çekici yönlerinden biri, iki büyük küresel aktörün – Çin ve Rusya’nın – sahadaki rolünün doğrudan değil, daha çok stratejik ve gölgede yürüyen bir politika şeklinde ortaya çıkmasıdır.
Bu analiz, ABD–İran–İsrail savaşı sırasında Çin ve Rusya’nın nasıl bir strateji izlediğini, neden doğrudan savaşa girmediğini ve bu krizi küresel güç rekabetinde nasıl bir fırsat olarak değerlendirebileceğini ele almaktadır.
Bu dosya yalnızca askeri bir analiz değil; aynı zamanda büyük güçlerin krizleri nasıl yönettiğini anlatan bir jeopolitik okuma niteliğindedir.
I. KRİZİN BAŞINDAKİ TUTUM: DİPLOMATİK DESTEK, ASKERİ MESAFE
Savaşın ilk günlerinden itibaren hem Çin hem de Rusya, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını sert şekilde eleştiren diplomatik açıklamalar yaptı.
Her iki ülke de saldırıları “tehlikeli bir tırmanış” olarak nitelendirirken, Birleşmiş Milletler ’de acil toplantı çağrısında bulunarak çatışmanın genişlememesi gerektiğini vurguladı.
Ancak dikkat çekici olan nokta şuydu:
Bu açıklamalara rağmen ne Moskova ne de Pekin doğrudan askeri müdahale sinyali verdi.
Bunun birkaç temel nedeni bulunmaktadır.
II. RUSYA: FIRSAT VE RİSK ARASINDAKİ STRATEJİ
Rusya, İran ile uzun yıllardır askeri ve diplomatik ilişkiler geliştirmiş bir ülkedir. İran’ın savunma altyapısının bazı bölümleri Rus teknolojisine dayanmaktadır.
Ancak Moskova’nın bu savaşta doğrudan askeri müdahaleden kaçınmasının önemli sebepleri vardır.
1. Çok Cepheli Stratejik Baskı
Rusya’nın askeri ve ekonomik kaynaklarının önemli bir kısmı başka jeopolitik alanlara yönelmiştir. Bu nedenle Kremlin yönetimi Ortadoğu’da ABD ile doğrudan karşı karşıya gelmenin büyük riskler taşıdığını hesaplamaktadır.
Analistler Rusya’nın İran’a destek verse bile bunun büyük ihtimalle istihbarat paylaşımı, teknik destek ve danışmanlık gibi dolaylı yöntemlerle sınırlı kalacağını ifade etmektedir.
2. Enerji Fiyatlarının Sağladığı Avantaj
Savaşın küresel enerji fiyatlarını yükseltmesi Rusya açısından ekonomik bir avantaj da yaratabilir.
Petrol fiyatlarının artması, enerji ihracatçısı olan Rusya’nın gelirlerini yükseltebilir ve savaş ekonomisini destekleyebilir.
Bu nedenle Moskova için bu kriz aynı zamanda bir jeo ekonomik fırsat anlamına gelmektedir.
3. Diplomatik Alan Kazanma Stratejisi
Rusya, doğrudan savaşa girmeden diplomatik arabulucu rolü üstlenebilecek bir pozisyonu da korumaya çalışmaktadır.
Bu strateji Kremlin’e hem küresel diplomatik alan kazandırabilir hem de Batı karşıtı blokta siyasi etkisini artırabilir.
III. ÇİN: ENERJİ GÜVENLİĞİ VE STRATEJİK DENGE
Çin’in yaklaşımı ise Rusya’dan bile daha temkinli ve hesaplıdır.
Pekin yönetimi savaşın başından itibaren çatışmanın büyümesine karşı olduğunu vurgulamış ve diplomatik çözüm çağrısı yapmıştır.
Çin’in bu temkinli tutumunun arkasında üç temel faktör bulunmaktadır.
1. Enerji Bağımlılığı
Çin, Ortadoğu’dan büyük miktarda petrol ithal eden bir ülkedir ve İran bu enerji akışında önemli bir rol oynamaktadır.
Savaşın başlamasına rağmen İran’ın petrol sevkiyatlarının önemli bir bölümünün Çin’e devam ettiği bildirilmektedir.
Bu durum Pekin’in temel önceliğinin enerji arzını korumak ve bölgesel istikrarsızlığın büyümesini önlemek olduğunu göstermektedir.
2. Ekonomik Yatırımların Korunması
Çin’in Ortadoğu’da geniş bir ekonomik ağı bulunmaktadır. Enerji yatırımları, altyapı projeleri ve ticaret hatları Pekin için kritik öneme sahiptir.
Uzun sürecek bir savaş:
• Enerji arzını kesintiye uğratabilir
• Ticaret yollarını tehlikeye sokabilir
• Çin’in milyarlarca dolarlık yatırımlarını riske atabilir
Bu nedenle Pekin askeri müdahale yerine istikrar arayışını önceleyen bir strateji izlemektedir.
3. Küresel Güç Rekabetinde Dengeli Politika
Çin, ABD ile doğrudan askeri bir karşılaşmaya girmekten kaçınırken aynı zamanda Batı karşıtı blok içindeki konumunu da korumak istemektedir.
Bu nedenle Pekin’in politikası şu üç unsur üzerine kuruludur:
• Diplomatik destek
• Ekonomik ilişkilerin sürdürülmesi
• Askeri müdahaleden kaçınma
Bu strateji Çin’in küresel güç rekabetinde riskleri minimize eden bir yaklaşım benimsediğini göstermektedir.
IV. GÖRÜNMEYEN İTTİFAK: “LOOK EAST” STRATEJİSİ
Son yıllarda İran dış politikasında belirgin bir yön değişimi gözlenmektedir.
Tahran yönetimi Batı ile ilişkilerinin giderek gerilmesi üzerine dış politikasını Rusya ve Çin merkezli bir eksene yöneltmiştir.
Bu politika genellikle “Doğuya Bakış” stratejisi olarak tanımlanmaktadır.
Bu kapsamda:
• İran ile Çin arasında uzun vadeli ekonomik iş birliği anlaşmaları yapılmış
• İran ile Rusya arasında kapsamlı stratejik ortaklık geliştirilmiş
• Askeri ve teknolojik iş birlikleri artırılmıştır.
Ancak mevcut savaş, bu ortaklıkların sınırlarını da ortaya koymuştur.
V. GERÇEKLİĞİN SOĞUK YÜZÜ: NEDEN DOĞRUDAN MÜDAHALE YOK?
Uzmanların çoğu Çin ve Rusya’nın doğrudan askeri müdahaleden kaçınmasının basit bir sebebi olduğunu vurguluyor:
Bu savaşın maliyeti çok yüksek, kazancı ise belirsizdir.
Analistlere göre iki ülke de ABD ve İsrail ile doğrudan askeri çatışmanın yaratacağı riskleri göze almak istememektedir. ()
Bu nedenle Çin ve Rusya’nın stratejisi şu şekilde özetlenebilir:
• İran’a diplomatik destek vermek
• Bölgesel dengeyi tamamen kaybetmemek
• ABD ile doğrudan savaş riskinden kaçınmak
SONUÇ: GÖLGELERDEKİ BÜYÜK SATRANÇ
ABD–İran–İsrail savaşı, yalnızca Ortadoğu’nun değil, küresel güç sisteminin de bir sınavıdır.
Bu savaşın en dikkat çekici yönlerinden biri ise Çin ve Rusya’nın izlediği soğukkanlı ve hesaplı strateji olmuştur.
Moskova ve Pekin sahada savaşan taraflar değil; fakat savaşın sonucunu dikkatle izleyen ve yeni güç dengelerine göre hamle yapmaya hazırlanan aktörlerdir.
Büyük güçlerin stratejisi çoğu zaman sabır üzerine kuruludur.
Çünkü bazı savaşlar cephede kazanılır;
bazıları ise savaş bittikten sonra kurulan yeni dünya düzeninde.
Başkentin Bülteni için hazırlanan bu analiz, uluslararası siyasetin temel gerçeğini bir kez daha hatırlatıyor:
Dünya siyasetinde en güçlü aktör her zaman en çok savaşan değil,
en doğru zamanda hamle yapan ülkedir.
