Türkiye’de en çok tartışılan ve üzerinde çok yorum yapılan iki konu eğitim ve sağlıktır.
Bu husustaki tartışmalar ve yapılan iyeleştirmeler toplumu tatmin etmiş görünmüyor.
Bu iki konu için yapılan çalışmaları halkımız yazboz tahtası örneğiyle eleştirmekte.
İşin garip ve ilginç yanı bu tartışmaları en çok yapanlar ve bu meselede sorunlara parmak basanlar işin uzmanı olan eğitimciler ve sağlık çalışanlarıdır.
Eğitim ve sağlık sistemini yöneten Bakanlarında kendi siyasi eğilimlerine göre problemleri çözmek istediği açık bir gerçektir.
Ülke muhalefeti ise iktidarı ve söz konusu bakanlarının çalışmalarının yetersiz hatta eksik ve hatalı olduğu iddiasını dillendirirken toplumda kabul görecek öneri ve çözümlerini her ne hikmetse bir türlü açıklamıyor veya açıklayamıyor.
Bu durum halkın yarısında muhalefetin bu konuda hiçbir çözüm projesi yok düşüncesi yeşermektedir.
Ülkemizdeki Eğitim ve Sağlık ile ilgili sivil toplum yapıları kendi içsel meselesinden veya bu yapıları bir getirim ve çıkış yapısı olarak gördüğünden eğitim ve sağlık sorunlarına tam olarak dikkatini veremiyor, proje üretemiyor.
Eğitim ve sağlık çalışanlarının oluşturduğu sivil toplum yapıları bu meselelerde asgari müştereklerde bir türlü buluşamıyor.
Geçenlerde Uluslararası para fonu (İMF) 2025 Türkiye raporunda, hizmet sektörünün mal sektörüne göre daha fazla atalet sergilediğini açıklıyor.
İMF raporunda dikkat çeken bir husus ise özel okullardaki fahiş ücretler.
İMF raporunda bu hususta aynen şu söyleniyor;
“Özellikle Üniversite Ücretlerinde 2020 -2025 dönemindeki artış yaklaşık yüzde 935 düzeyinde arttı.”
İMF raporundaki bu çıktıdan yola çıkarak şöyle bir hesap yapmak mümkündür;
2020 temel yılına göre hesaplarsak, 2025 Aralık ayında TÜFE artış oranı daha düşük yüzde 696,08 olmuş.
Bunun içindir ki son yıllarda gençlerimizin büyük çoğunluğu İtalya gibi eğitimin daha ucuz olduğu ülkelere gidiyor.
Aslında, Rahmetli Özal’dan başlayarak bugüne kadar hükümetler, eğitim ve sağlık hizmetlerinin sosyal faydasını anlayamadı veya işlerine gelmedi.
Bugün ise eğitim ve sağlık alanlarında ülkemiz kan kaybetti.
Tabi bu hususta şu paradoksun altını çizmekte yarar var;
Eğitim ile sağlık arasında çok güçlü, etkili ve etkin bir bağ ve bağlantı var.
Her ne kadar eğitimin kişiye olan faydası özel faydası var görünse de. Topluma giden dış fayda, sosyal faydası daha yüksektir.
Bugün Türk eğitim sisteminde en büyük problem Eğitimde Fırsat eşitliğinin olmamasıdır.
Eğitim bir toplumda sosyal mobilite sağlar.
Fabrikada çalışan bir emekçinin oğlu eğitim görerek fabrika müdürü olur.
Eğitim Toplumsal kastlaşmayı yani tekelleşmeyi engeller.
Demokratik katılım ve yurttaşlık bilincinin oluşmasında;
Seçimlerde doğru ve yararlı tercih yapılmasında:
Toplumsal uyum ve sosyal sermayenin artmasında,
Suç oranlarının düşmesinde, verimliliğin artmasında;
Spordan kültür sanata kadar her alanda eğitim en etkili araçtır.
Yüksek öğrenimde açık öğretim son 40 yıldır siyasi halkçılık aracı oldu.
Açık öğretimden mezun olanların oranı yalnızca yüzde 7’dir.
Son 20 yıldır da yüksek öğrenimde işgücü planlaması yapılmıyor.
Üniversite sayısı arttı nerdeyse her kentte bir üniversite var bazı şehirlerde çok sayıda fakülteler varken birde buna özel sektörün ve vakıfların açtığı üniversiteler ekleniyor fakat eğitim kalitesi düştü.
Ne işte ne eğitimde olanların sayısı arttı.
Vasıflı mezunlar da beyin göçü yoluyla gidiyor.
Muhalefet ise bu hususta oy kaybı meydana gelmesin diye üniversitelerin çokluğunun yarattığı sorunlara parmak basmıyor, basamıyor.
Birçok topum bilimcide iktidarın işsizliği gizlemek için çok sayıda üniversite açtığını ve ileride büyük miktarda diplomalı işsizin ülke gündeminin en büyük sorununa dönüşeceğini dillendiriyor.
Sağlık hizmetlerinin de hem kişiye özel, hem de topluma sosyal faydası var.
Toplumun tamamı yılda en az bir defa ya kendisinin ya bir yakının sağlık sorunuyla karşılaşıyor.
Ülkeleri ve dünya ekonomilerini derinden sarsan salgın hastalıkları, virüsler hatta bulaşıcı hastalıkların önlenmesi, İşgücü verimliliğinde artış, sağlıklı nesiller yetiştirme gibi, sosyal faydaları daha önemlidir.
Türkiye sağlık hizmetlerinde parası olanlar hizmetten yararlanıyor, parası olmayanlar aylarca bekliyor. Duygusunu yavaş yavaş kaybediyor.
Çok sayıda açılan devasa şehir hastaneleri sağlıkta toplumsal ihtiyacı büyük oranda karşılıyor.
Şehir hastanelerinin özel sektörce yürütülmüş olması, devlet garantili hasta sayısının olması elbette büyük tartışmaları meydana getiriyor.
OECD verilerine göre Türkiye OECD ülkeleri içinde eğitime ve sağlığa en az pay ayıran ülkeler arasında yer alıyor.
• OECD ülkelerinin eğitime ayırdığı payın ortalama olarak GSYH’ya oranı yüzde 4,9 dur. Türkiye’nin ayırdığı pay ise GSYH’nın yüzde 3,4’tür.
• OECD ülkelerinin sağlığa ayırdığı payın ortalama olarak GSYH’ oranı yüzde 9,3’tür. Türkiye’nin ise yüzde 6’dır.
Başkent Bülten okurcusunun aklına gelecek soruyu söyleyelim
Ne yapmak gerekir?
Türkiye de eğitim ve sağlık hizmetleri devlet tarafından yapılmalıdır:
Elbette önce devleti kurumsal devlet yapmak gerekir.
Eğitim ve sağlık hizmetleri neden devlet tarafından yapılmalıdır?
Özel sektör eğitim ve sağlık hizmeti verirken, sosyal faydayı dikkate almazlar.
Bu nedenle kaynak tahsisi eksik kalır.
Devlet yaparsa, sosyal fayda da dikkate alınacağı için daha fazla kaynak tahsis eder.
Bireyler kısa vadeli maliyetlere bakarak koruyucu hizmetleri (aşı, tarama) yeterince talep etmeyebilir.
Devlet, toplum yararı gereği bu hizmetleri teşvik eder ya da ücretsiz sunar.
Türkiye de hiçbir faydası olmayan açık öğretimi kaldırıp, meslek teknik okullarını artırmak gerekir.
İhtiyaç kadar imam hatip liselerini ihtiyaçla sınırlı tutmak gerekir.
YÖK, tüm üniversitelerde şablon ders programı uyguluyor. Eğer “şablon” katı bir ders listesi ise: uzun vadede ihtisaslaşmayı ve ekol oluşumunu zayıflatır.
Dünyada “Tüm üniversitelerde tek tip ders şablonu /YÖK benzeri merkez otorite” kombinasyonu dünyada yoktur.
Rusya, İran ve Çin’de bazı fakülte ve dersler için uygulama var.
Türkiye’nin kaynaklarını çok dikkatli ve verimli şekilde kullanması lazımdır zira kaynaklarımız son derece kısıtlıdır.
Topluma dış faydası olduğu için eğitim ve sağlığa en etkin kaynak tahsisi devlet tarafından yapılır.
Devletimizin Eğitim ve Sağlık alanında daha faydacı projeler geliştirmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur.
