Son zamanlarda Başkent kulislerinde kısık sesle dillendirilen bir husus var:
Erdoğan sonrası ne olacak?
AK Parti’nin başına kim geçecek?
Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan AK Parti’nin başına getirilecek mi?
AK Parti, Erdoğan sonrası dağılıp siyasi tarihin çöplüğüne mi gidecek?
Buna benzer onlarca soru havada uçuşurken, önüne gelen bu sorulara kendince cevaplar vermeye çalışıyor.
Tüm bu dedikodunun kaynağının daha derinlerde yattığını düşünüyorum.
Özellikle ABD’de önümüzdeki aylarda çok önemli gelişmeler olacağı kanaatindeyim.
Venezuela ile başlayan politik gerginliğin nasıl bir noktaya evrileceğini kimse tahmin edemiyor.
Rusya–Ukrayna savaşının gelecekteki belirsizliği ise ABD ve Avrupa başkentlerinde yoğun biçimde tartışılan bir mesele.
Bu söylediklerim komplo teorisi değil; iş olsun diye dillendirilmiş öngörüler de değil.
Tezimin kaynağı, bu ülkelerdeki düşünce kuruluşlarıdır.
ABD menşeli İsrail emperyalizminin yol haritasını öğrenmek isteyenler, bu kuruluşlarda nelerin konuşulduğuna ve tartışıldığına bakmalıdır.
Meraklı okur şu soruyu sorabilir:
Bu kurumlarda konuşulanlar ne kadar geçerlidir ve bu kurumların yaptırım gücü var mıdır?
Elbette burada konuşulanlar ve tartışılanlar ilginç, çarpıcı ve etkilidir.
Zira bu kuruluşların çoğu, ABD devlerinin görünmeyen elleri tarafından kurulur ve desteklenir.
Bu teşkilatlanmanın temel stratejisi şudur:
ABD ve bu ülkedeki İsrail destekli lobiler, uzun soluklu planlamalarını bu yapılara aktarır, tartıştırır; çıkan sonuçlar üzerinden ana planlamalarını revize eder, günceller ve yavaş yavaş pratiğe sokar.
ABD ve İsrail destekli düşünce kuruluşları, adeta bu devletin proje, taktik ve strateji geliştirme mutfağıdır.
Bu kuruluşlarda kimlerin konuştuğuna ve konuşturulduğuna dikkat edilirse anlatılan tablo daha net anlaşılır.
Zaten ABD devleti, düşünce kuruluşlarında dillendirilen emperyalist açılımları reddetmez.
Şu dipnotu da belirtmek gerekir:
Bahsettiğim düşünce kuruluşları tek taraflı ve tek yönlü yapılar değildir.
Tam tersine, birbirinin tezlerini eleştiren ve farklı bakış açılarıyla devlete yön gösteren oluşumlardır. ABD, tez–antitez denkleminden en doğru sonuca ulaşmayı hedefler.
Son bir yıldır ABD düşünce kuruluşlarında öne çıkan bir tez vardır:
“Erdoğan’dan sonrasını düşünerek hareket etmeliyiz.”
ABD’nin açık ve kapalı devreleri bu tezi tüm yönleriyle masaya yatırmış durumdadır.
Dillendirilmese de bu tezin arka planında, Erdoğan’ın nasıl devre dışı bırakılacağı ve yerine kimin getirileceği soruları vardır.
Evet, ABD destekli İsrail, Başkan Erdoğan’dan rahatsızdır.
ABD’de ve İsrail’de bazı isimler, 2028 veya öncesinde Türkiye’de yapılacak başkanlık seçimlerinde Erdoğan’a “ağır bir ceza verilmesi” gerektiğini küstahça dile getirmektedir.
Öne çıkarılıp konuşturulan isimlere bakıldığında bu tehditlerin sıradan olmadığını düşünmek saflık olur.
O hâlde ABD destekli İsrail neden Erdoğan’ın şahsında bu millete kin kusmakta, çirkin ve iğrenç yüzünü göstermektedir?
Haddini aşarak milletimizin sabır sınırlarını zorlayan bu çevreler, adeta ilan edercesine “Erdoğan bize yaptığı ihanetin bedelini ödemeli” demektedir.
Peki, ihanet ne?
ABD ve İsrail çıkarları yerine ülkesinin menfaatlerini savunmak.
ABD destekli İsrail, bu küstah söylemleriyle hem dünyaya hem de “Erdoğan sonrası iktidara gelecek olanlara” mesaj vermekte, sopa göstermektedir.
Mesaj nettir: Kim İsrail politikalarına karşı durursa hizaya getirilecektir.
ABD destekli İsrail ve bazı Avrupa ülkeleri, Erdoğan sonrası planlamalarını yaparken siyasetin doğal akışını beklememektedir.
Bu planlamaların ana hedefi; önce Erdoğan’ı, sonra partisini zayıflatmak, son aşamada ise AK Parti’yi bölüp parçalamaktır.
Son vuruşta ise Erdoğan’ın yerine başka bir ismi yönetimin başına getirerek nihai amaca ulaşmak hedeflenmektedir.
Peki, ABD destekli İsrail bu hesapları yaparken Başkan Erdoğan’ın bunlardan haberi yok mudur?
Elbette vardır. Bu nedenle Erdoğan, “Restinizi görüyorum” demektedir.
ABD destekli İsrail’in yanıldığı ve gözden kaçırdığı bir gerçek vardır:
Bugünkü Türkiye, onların eskiden bildiği Türkiye değildir.
Köprülerin altından çok sular akmıştır.
2030 yılında nüfusu 100 milyon bandına yaklaşan devasa bir Türkiye vardır karşılarında.
Millet bilinçlenmiştir.
İnsanlar artık dünyayı okumakta ve olayların arka planını analiz edebilmektedir.
Bin yıllık devlet geleneğine sahip, her yıkılışın ardından yeni bir devlet kurmuş bir millet vardır karşılarında.
Bugünkü Türkiye’de, ABD ve İsrail’e karşı olanların oranı yüzde 90 bandına dayanmıştır.
Türk halkının nazarında ABD ve desteklediği İsrail yönetiminin işi giderek zorlaşmaktadır.
1950’den beri Türkiye’de etkili olan ABD, tarihimizin hiçbir döneminde görülmemiş bir toplumsal tepkiyle karşı karşıyadır.
Bugünkü ABD yönetimi, Türkiye’den umudunu kesmiş bir tavır sergilemektedir.
Fırat’ın doğusunda da benzer bir tablo vardır.
Türkiye’nin kararlı duruşu ABD ve İsrail’i telaşlandırmıştır.
Bu nedenle süreci oyalama ve oylama taktikleriyle uzatmaya çalışmaktadırlar.
Doğu Akdeniz’de de ABD rahatsızdır.
ABD güdümlü çok uluslu petrol şirketleri, Yunanistan bahanesiyle ABD ve AB ülkelerine baskı yapmaktadır. Bu baskıların ardındaki başat aktör ise İsrail’dir.
Tüm bu tehditlere rağmen Türkiye, doğalgaz arayışını sürdürmektedir.
ABD derin devletinde sağduyulu bir kesim, bu planların tehlikeli olduğunu ve Erdoğan sonrası diye dillendirilen Türk siyasetine yönelik operasyonların ters tepeceğini dile getirmektedir.
Bu kesim, “Türkiye kaybedilmemeli” vurgusunu ısrarla yapmaktadır.
Aynı çevreler, mevcut gidişatın ABD çıkarlarına büyük zarar vereceğini de ifade etmektedir.
Türkiye ile İsrail arasındaki psikolojik savaş hızlanmıştır.
Başkan Erdoğan’ın birkaç yıl önce, AK Parti’den koparak yeni parti kurmak isteyenler için kullandığı “İhanetlerinin bedelini ödeyecekler” ifadesi son derece önemlidir.
Belli ki Başkan Erdoğan, kamuoyunun bilmediği bazı bilgilere sahiptir.
İhanet vurgusu kime yöneliktir?
AK Parti’den uzun süreli ve toplu bir kopuş ihtimali yokken, bu sözlerle ne anlatılmak istenmektedir?
