Bu yüzyılda ülkemizin jeopolitiğinin hassaslığı ve dünyada beklenmeyen politik, ekonomik askeri kaynaklı olumsuz hadiseler bu coğrafyada yaşayan bizlerin önüne belirsizliklerle dolu bir dönemi getiriyor
Türkiye tarihinin en kritik jeopolitik, ekonomik, toplumsal imtihanını veriyor.
Ülkemizin karşısında olan birçok ülkenin Türkiye’ye karşı yürüttüğü çok cepheli güç bu cenneti bölme operasyonunu yürütüyor.
İşin hazin ve acı tarafı ülkemizi bölmeye, parçalamaya yönelik operasyona bilerek veya bilmeyerek birçok insanımızın da bu hain plana destek vermesi.
İçimizdeki bedbahtlar ile dış güçlerin devşirme maşaları bu kalleş, sinsi ve çirkin planlamalarda yer alırken bu hainliklerini demokrasi,insan hakları,kültürel haklar maskesiyle gizlemektedirler.
Bu topraklarla aidiyet duygusunu kaybetmiş kutsal değerlerimiz olan ezan , bayrak,din,devlet gibi bizi biz yapan duygu ve düşüncelerden kopmuş hainlere anlatacak ne bir fikrimiz ne önerimiz olamaz.
Artık onlar bize yabancılaşmış ve öz benliklerini kaybetmiş yaratıklardır.
ABD VE Avrupa hayranı olan bazı gafiller ise Operasyonu yürüten Atlantik ittifakının -ABD, İsrail, İngiltere, Fransa, Yunanistan ve GKRY- gibi ülkelerin ne yapmak istediğinin farkında bile değil.
Yukarıda isimlerini belirttiğimiz tüm emperyallerin temel amacı Türkiye’nin gücünü bölmek ve şer ittifak karşısında zayıf ve çaresiz bir Türkiye’nin oluşmasıdır.
Türkiye ile tarihsel kavgası olan dış güçlerin ülkemiz üzerinde yaptığı planın temeli ÜÇ CEPHE, TEK STRATEJİ’ YE dayanmaktadır.
Ülkemizin karşısında konuşlanan ve vatanımız üzerinde sinsi planlar yapan cephelere ve onların izlediği temel stratejiye bakalım.
Birinci cephede, Atlantik ittifakının en çok önemsediği bölge olan Doğu Akdeniz’dir. NEMESIS 2025 tatbikatı, GKRY merkezli Atlantik gaz projesi, Yunanistan’a ait adalara konuşlandırılacak olan İsrail yapımı LORA balistik füzeleri ve İngiltere’nin Ağrotur–Dikelya sinyal istihbarat üsleriyle yürütülen kritik faaliyetler, Türkiye’ye karşı Doğu Akdeniz’de kurulan bu ittifakı gözler önüne sermektedir.
İttifakın temel amacı; Türkiye’nin Mavi Vatan Doktrini’ni engellemek ve 2028’de yürürlüğe girecek olan sözde Rus enerji yasağı ile Doğu Akdeniz doğal gaz kaynaklarını AB’ye yöneltmektir.
İkinci cepheye gelecek olursak, bu çatışma alanına Karadeniz diyebiliriz. Karadeniz’de Türkiye’nin Münhasır Ekonomik Bölgesi (MEB) içinde iki Rus tankerine Ukrayna’nın insansız deniz araçlarıyla saldırı düzenlemesi, açılmak istenen ikinci cepheyi bizlere göstermektedir.
Üçüncü cephe ise; güneydoğumuz olan Suriye-Irak sınırımızdır. İsrail, Suriye’den Şam-Hermon arasında bir silahsız tampon bölge talep etmektedir. ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın Şam ziyaretleri ve 10 Mart Mutabakatı, yavaş yavaş Suriye’yi Türkiye’ye karşı bir tampon devlet haline getirmektedir. Burada asıl amacın sadece tampon bölge olmadığı, bununla birlikte İsrail’in Doğu Akdeniz’e kıyısının da artıyor olmasıdır.
Bu üçlü kuşatmayı, klasik “böl ve yönet” ilkesinin jeopolitik uygulaması olarak görebiliriz. Türkiye’nin sınırlı kaynaklarının üç ayrı cephede bölünmesi, Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de bir ittifaka karşı zor durumda bırakabilir. İşte tam bu noktada Türkiye’nin gerçek stratejik seçeneği ortaya çıkmaktadır. Asya ile işbirliği kurmak, üç cephede güçlenmiş bir Türkiye demektir.
NEMESİS 2025, sadece bir tatbikat değil; Türkiye’ye yönelik stratejik bir darbedir. İsmini Yunan mitolojisindeki intikam tanrıçasından alan bu operasyon-sözde tatbikat, “enerji altyapısına düşman saldırısı” senaryosuyla Türkiye’yi hedef almaktadır.
Yapılmaya çalışılan bu sessiz darbenin siyasi çıktıları:
- AB, 1 Ocak 2028’de Rus enerji ithalatını yasaklamakta ve bu yasa, Türk Akım’ını da kapsamaktadır.
- Avrupa’nın enerji açığını kapatmak için Doğu Akdeniz gazı, GKRY üzerinden çıkarılması hedeflenmektedir.
- Türkiye ise hem enerji köprüsü rolünden, hem de bölgedeki jeopolitik ağırlığından mahrum bırakılmaya çalışılmaktadır.
Yunanistan’ın bin kilometre menzilli İsrail yapımı LORA balistik füzelerini Midilli, Sakız ve Rodos’a yerleştirmesi, Norveç’in 65 yıllık silah ambargosunu kaldırarak Güney Kıbrıs’a silah satması, İsrail’in GKRY’ye hava savunma sistemi kurması ve İngiltere’nin Ağrotur ve Dikelya üslerinden ABD ve İsrail’e sinyal desteği sağlaması bu sessiz darbenin silahlı ayağını bizlere göstermektedir.
Emperyalist sistemin sessiz darbesi sadece silahla değil; sinyalle, veriyle, enerjiyle yapılmaya çalışılmaktadır; çünkü modern savaşlar artık nano saniyelik tepkime süreleriyle yapılmaktadır.
Artık günümüzde bireysel savunma imkânsız hale dönüşmektedir. Türkiye bu sessiz darbeye karşı, Doğu Akdeniz 2025 Davetli Tatbikatı ile 19 ülkeyi ağırlayarak cevap vermiştir.
Bu, pasif tepki değil aktif denge kurma girişimidir. Silahlı denge kurma girişimi siyasi ve stratejik katkılarla desteklenmelidir. Bu noktada kalıcı çözüm Türkiye’nin çok katmanlı,çok devletli işbirliği yapmasından geçmektedir..
İşin acı ve kabul edilemez bir yönünde Türkiye’nin NATO üyesi olmasıdır.
Çoğu NATO üyesi olan bu şer ittifakı köşeye sıkıştığında NATO kartını oynamaktadır
Türkiye NATO üyesi olmasına rağmen Karadeniz’de Rusya ile ilişkilerde dengeli bir politika izlerken Çin ile ilişkilerini belli bir seviyede tutmaktadır.
.Hem Rusya ile hem Ukrayna ile konuşabilen tek ülke Türkiye’dir.
Başını ABD in çektiği Atlantik tarafı, bu dengeli duruşu bozmak için Ukrayna üzerinden Rus gemilerini bombalamış ve bunu Türkiye’nin karasularına yakın bir yerde yapmıştır.
ABD ve Avrupalı bazı ülkelerin temel stratejisi Türkiye ve Rusya ile gerginlik körüklenerek Türkiye’nin stratejik kaynaklarını kuzeye çekmesi hedeflenmekte diğer yandan da Türkiye üzerinden Ukrayna’ya karşı Rusya’nın gücünün bölünmesi hedeflenmektedir.
İkinci cephe - Suriye-Irak coğrafyasıdır
Netanyahu’nun talep ettiği Şam-Hermon tampon bölgesi, sadece “güvenlik” değil; Hatay ve İskenderun Körfezi’ne bakan stratejik yüksekliklerin İsrail kontrolüne geçmesidir.
ABD, Ahmed el-Şaraa hükümetini ABD himayesine alarak bu süreci meşrulaştırıyor.
Bu iki cephe, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki savunma kaynaklarını dağıtmaya zorlar. Ancak bu tuzak, Asya ayağı olmayan bir Türkiye için geçerlidir.
Üçüncü cephe Asya’dır.
Yunanistan’ın “Aşil Kalkanı” hava savunma sistemini İsrail yapımı radar ve roket sistemleriyle donatması, ülkemize yönelik tehlikeli stratejinin ve sürecin nereye doğru evirileceğini bizlere şimdiden göstermektedir.
Yunanistan’ın “Aşil Kalkanı” yalnızca bir hava savunma sistemi değil, ABD–İsrail–NATO üçgeninin Askerî-İstihbarî Entegrasyon Mimarisinin Doğu Akdeniz kolu olacaktır. Bu sistem, İsrail’in en ileri düzeydeki füze savunma unsurlarını Yunan topraklarına taşıyarak, aynı zamanda NATO’nun EPAA (European Phased Adaptive Approach) mimarisiyle veri bütünleşmesi sağlayabilecek. Türkiye’den toplanan veriler, Romanya ve Polonya’daki Aegis Ashore sistemlerine aktarılırken, aynı veriler Yunan adalarında konuşlanmış İsrail füzeleri tarafından Türkiye’ye karşı kullanılabileceği unutulmamalıdır.
ABD’nin F-35 karşılığında S-400’ü “istememesinin” altında yatan gerçeklerden biri de Doğu Akdeniz’de güçlü ve bağımsız bir Türkiye’yi arzu etmemesidir.
Zira S-400 gibi özerk bir savunma kapasitesi, ABD–İsrail–Yunanistan üçgeninin kurduğu “Aşil Kalkanı” entegrasyonuna karşı stratejik bir denge unsuru olma potansiyeline sahiptir. Bu durum, “dost verisi, düşman silahı” paradoksunu daha da belirginleştirmektedir.
Bu kuşatma karşısında pasif bir işbirliği yeterli gelmeyeceği açıkça görünmektedir. Asya’dan beslenemeyen yalnız kalmış bir Türkiye, tam da emperyalizm isteyeceği türden bir ülke modelidir diyebiliriz. Bununla birlikte Asya ayağıyla yürüyen bir Türkiye, dört cephede eş zamanlı güçlenerek bu sinsi planları rahatlıkla bertaraf edebilecektir.
Çin, Rusya, İran, Pakistan, Hindistan ve ileride eklenecek ülkeler ile kurulacak karşılıklı sinyal paylaşımı, ortak uydu verileri ve dağıtık radar ağı; Türk savunmasının “karanlık bölgelerini” aydınlatacağı gibi, aynı zamanda Atlantik sisteminin tek merkezli veri akışını çok kutuplu bir dengeyle kırabilecektir. Bu ağ, sadece istihbarat ağı değil; ulusal veri egemenliğinin dijital kaleleri olacaktır.
