Ekonomi

Ekonomi Sayfası Banner

Yarınların Ekonomisi

Yarınların Ekonomisi

Değerli okurlar;

15–20 yıl sonra dünyada ve ülkemizde nasıl bir ekonomik sistemle karşılaşacağız sorusuna birlikte cevap arayalım.

2035 yıllarındaki iktisadi düzen, bugün içinde yaşadığımız ekonomik sistemden çok daha farklı ve değişik olacaktır. İktisat alanında yaşanacak bu büyük değişim ve dönüşümü daha iyi anlayabilmek için yaklaşık 40 yıl öncesine bakmakta fayda var.

O yıllarda insanlarımızın büyük bir bölümü ekonomi, gelir-gider dengesi gibi kavramlara bugünkü kadar hâkim değildi. Otomobiller, otoyollar, hızlı trenler yaygın olmadığı gibi, televizyonlar bile bugünkü teknik ve boyutlarda üretilmiyordu.

Buna rağmen insanlar, görece küçük bütçelerle rahat bir şekilde geçinebiliyordu. Halk arasında ifade edildiği şekliyle, bir hanede bir kişi çalışıyor ve on kişiyi geçindirebiliyordu.

Bugün ise bir evde neredeyse herkes çalışıyor; ancak buna rağmen geçinme seviyesi istenilen noktaya ulaşamıyor. İşte sıradan vatandaş, ekonomik sistemlerdeki değişimi çoğu zaman teorik kavramlardan değil, sosyal hayatındaki bu tür dönüşümlerden anlayabiliyor.

İşsizlik, Türkiye’nin önümüzdeki yıllardaki en önemli sorunlarından biri, hatta belki de en önemlisi olacaktır. Özellikle 2023 Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimleri sonrasında ortaya çıkan yeni siyasal tablo ve ülkenin içinde bulunduğu mali durum, zaten durgun olan ekonomiyi daha da daraltmış; bunun sonucunda iktisadi büyüme yavaşlamaya başlamıştır.

Küresel gelişmeler de bu yavaşlamayı daha da şiddetlendirmiştir. Önümüzdeki yıllarda Türkiye, işsizliğe kalıcı ve sürdürülebilir çözümler üretmek zorundadır. Aksi takdirde bu sorun yalnızca ekonomik krizlere değil, aynı zamanda ciddi sosyal sıkıntılara da zemin hazırlayacaktır.

İşsizlik ve onu doğuran en önemli nedenlerden biri olan ekonomik gerileme, oldukça kapsamlı bir konudur. İşsizlik meselesi yalnızca makroekonomiyle ilgili değildir; aynı zamanda küresel iş yapısı, ekonomi ve teknolojik gelişmelerin ortaya çıkardığı yapısal bir boyuta da sahiptir.

Teknoloji ve küreselleşme, emek arzı ve talebini temelden şekillendirmektedir. Yüksek nitelikli emek gerektiren işler ile düşük nitelikli emek gerektiren işler arasındaki makas her geçen gün daha da açılmaktadır.

Küreselleşmeyle birlikte yaşanan emek mobilizasyonu, yani çalışanların bir ülkeden diğerine gidebilme esnekliği, bu kutuplaşmayı daha da derinleştirmektedir. Yüksek emekle düşük emek arasındaki farkın büyümesi yalnızca emek piyasasını değil, toplumun genel yapısını da olumsuz etkilemektedir.

Bu süreç, gelir adaletsizliğini artırmakta ve sosyal dokuyu zayıflatmaktadır. Çalışanlar, sermaye ve teknoloji karşısında her geçen gün daha fazla güç kaybetmektedir.

Bu sosyal risklerin önüne geçebilmek için; iktisat, eğitim, sosyal güvenlik, finans, teknoloji ve istihdam politikalarının mevcut küresel gelişmelerle uyumlu ve birbirini tamamlayıcı şekilde inşa edilmesi gerekmektedir. Bu ise ancak meseleye çok disiplinli ve analitik bir bakış açısıyla yaklaşmakla mümkündür.

Son yüzyıldaki en görünür dönüşüm, teknoloji ve iletişim teknolojilerinin emek piyasasında sıradan ve düşük nitelik gerektiren iş gücüne olan ihtiyacı azaltması olmuştur.

Ekonomik göstergelerde gerekli nitelik bakımından en alt sırada yer alan hizmet sektöründeki işler, piyasada hem azalmakta hem de bu işlerin ücretleri düşmektedir. Örneğin, bir fabrikada üretim bandından geçen ürünü alıp üzerine bir parça monte eden bir çalışanın yaptığı iş, artık robotlar tarafından gerçekleştirilebilmektedir.

Bu durum, artık bilinen ve kaçınılmaz bir gerçektir.

Author’s Posts

Please fill the required field.
Image