Dünya ekonomisi, son yüzyılın en karmaşık ve öngörülemez "tektonik vites değişimi" sürecinden geçiyor.
İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan ve 90’lı yılların küreselleşme rüzgarıyla perçinlenen o eski, tek kutuplu ekonomik düzen artık yerini parçalı, korumacı ve jeopolitik gerilimlerin fiyatlandığı bir "belirsizlik çağına" bıraktı.
Bugün, ticaret yolları sadece mal taşımak için değil, stratejik birer koz olarak kullanılıyor; enerji, sadece bir girdi değil, ulusal güvenliğin kalbi sayılıyor. İşte bu devasa altüst oluşun tam merkezinde, bir köprüden ziyade bir kale gibi yükselen Türkiye ekonomisi, 2026 yılına kendi DNA’sını yeniden kodlayarak giriyor.
Küresel piyasalarda uzun süredir hüküm süren "düşük enflasyon ve sınırsız likidite" illüzyonu artık sona erdi.
Batı dünyası, kendi yarattığı borç sarmalı ve yaşlanan nüfus yapısıyla stagflasyon riskini yönetmeye çalışırken; doğu, üretim gücünü teknolojik bir hegemonya savaşına tahvil ediyor.




