Hiç durup kendine şu soruyu sordun mu?
Düşündüğün şeyler gerçekten sana mı ait…
Yoksa sana düşündürülüyor mu?
Çünkü insanın en büyük yanılgısı şudur:
Zihninin tamamen özgür olduğunu sanmak.
Hiç durup kendine şu soruyu sordun mu?
Düşündüğün şeyler gerçekten sana mı ait…
Yoksa sana düşündürülüyor mu?
Çünkü insanın en büyük yanılgısı şudur:
Zihninin tamamen özgür olduğunu sanmak.
Son günlerde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’tan gelen haberler, sadece birer “asayiş olayı” değil; Türkiye’nin geleceğine dair ciddi bir kırılmanın habercisi.
Ortaokul çağındaki öğrencilerin okulları basması, onlarca kişiyi yaralaması ve öldürmeye teşebbüs etmesi…
Bu tabloyu sıradanlaştırmak mümkün değil. Çünkü bu artık “çocuk kavgası” değil, bu bir toplumsal alarmdır.
Çocuklar Değil, Sistem Yaralı
Bir ortaokul öğrencisi neden eline kesici alet alır?
Neden bir grup çocuk, bir okulu basacak kadar organize olabilir?
Bilinmeyen Yan Etkilerin Gölgeleri
2020 yılında başlayan COVID-19 pandemisi, tüm dünyayı derinden etkiledi. Hızla geliştirilip uygulanan aşılar, kısa vadede milyonlarca insanın hayatını kurtardı. Ancak aşıların uzun vadeli etkileri, çoğu zaman gözden kaçtı.
Uzmanlar, bağışıklık sistemi, genetik yapı ve nörolojik süreçler üzerinde potansiyel etkiler olabileceğini belirtiyor. Bu makale, pandeminin getirdiği sağlık hamlelerinin “görünmeyen
Havaalanları artık sadece yolcu değil…
Umut uğurluyor.
Bir oda…
Yerde açık bir bavul.
İçine kıyafet konuyor.
Ama asıl konan şey:
tereddüt.
Anne kapıda.
“Gerçek başarı çoğu zaman gürültüyle değil disiplinle büyür.”
Başarı hakkında sayısız kitap yazıldı.
Sayısız konuşma yapıldı.
Ama çoğu zaman başarı hakkında konuşulan şeylerin büyük kısmı yüzeyde kaldı.
Çünkü başarının gerçek kuralları çoğu zaman sessizdir.
Sabır
Tarih, sadece rakamlardan ve soğuk antlaşmalardan ibaret değildir; tarih, asıl karakteriyle coğrafyanın makûs talihini yenen "adanmış ruhların" omuzlarında yükselir.
Mardin’in o bin yıllık sarı kalker taşlarına sinmiş hoşgörü, bugün modern ticaretin ve bölge siyasetinin labirentlerinde yeni bir pusula arıyor.
Eyüp Sağcan; sadece bir iş insanı değil, toprağın sadakatini, Mezopotamya’nın bereketini ve Anadolu’nun bin yıllık devlet irfanını şahsında birleştirmiş bir "gönül mimarıdır."
Siyasetin kelimelere sıkıştığı bir çağda, o eylemleriyle konuşan; Ankara’nın soğuk koridorlarına bölgenin sıcak samimiyetini taşıyan bir "sessiz devrim" neferidir.
Onun hikâyesi, hazır sunulmuş bir ikbalin değil, büyük bir imanın ve sarsılmaz bir inadın hikayesidir.
Mardin’in dar ve tozlu sokaklarından çıkıp, Ortadoğu’nun devasa pazarında bir "güven markası" haline gelmek, sadece sermaye birikimiyle açıklanamaz.
Aynı şehirde iki hayat var.
Ama birbirine değmiyor.
Bir masa…
Üzerinde çeşit çeşit yemekler.
Yarısı yenmiş, yarısı bırakılmış.
Garson geliyor.
Tabakları topluyor.
Giriş: Görmediğine İnanmayanların Çağı Kapandı, Şimdi Verinin Gücü Konuşuyor!
Siyasetin nabzı Ankara’da atar ama ekonominin kalbi, Mezopotamya’nın bereketli topraklarında, Mardin’in, Batman’ın, Şanlıurfa’nın ticaret dehasında atar.
Bugün Güneydoğu’nun büyük iş insanları, sadece birer yatırımcı değil; Türkiye’nin küresel enerji ve ticaret savaşlarındaki en stratejik kaleleridir.
Ancak bir gerçeği kabul etme vaktidir: Dijital dünyada izi sürülmeyen bir güç, reel dünyada "yok" hükmündedir.
1. Güç, Görünür Olduğu Kadar Büyüktür: Google Bize Ne Diyor?
Türkiye’yi anlamak istiyorsan ana caddelerde yürüme…
Sokağa sap.
Sonra bir daha sap.
Sonra bir daha…
Işık azaldığında, gerçek başlar.
Dışarıdan bakınca sıradan bir bina.
Boyası dökülmüş, balkon demirleri paslanmış…
Ama mesele dışı değil.
İçi.
“Şehirler değiştikçe insanlar da değişir.”
Şehirler sadece binalardan oluşmaz.
Şehirler insan davranışlarını da şekillendirir.
Tarihte her büyük şehir…
Yeni bir yaşam tarzı doğurdu.
Akıllı Şehirler
Ben Ankara’da yaşayan sıradan bir çalışanım.
Ama artık sıradan bir evde yaşamak bile lüks oldu.
Ev sahibim geçen ay aradı. Sesi sakindi ama söylediği şey ağırdı:
“Kirayı güncelleyeceğiz.”
Güncellemek dedikleri şey, neredeyse iki katı.
Ev aramaya başladım. Gittiğim her evde aynı manzara: küçük, eski, bakımsız… ama fiyatlar sanki saray satılıyor gibi.
Sabahın en sessiz saatleri…
Gecenin karanlığı henüz tamamen çekilmemiştir. Şehrin sokak lambaları titrek ışıklarını kaldırımlara dökerken, bazı pencerelerde ışık yanmaya başlar. Çoğu insan hâlâ uykudadır; rüyaların sıcaklığında, yorganın güvenli sessizliğinde.
Ama bazı insanlar için gece ile gündüz arasındaki çizgi çoktan silinmiştir.
Onlar doktorlardır.
Ankara’nın geniş bulvarlarında sabahın ilk otobüsleri hareket ederken, hastanelerin koridorları çoktan uyanmıştır. Steril ışıkların altında bir koşuşturma vardır. Ayak sesleri yankılanır, kapılar açılıp kapanır, monitörler ritmik bir kalp gibi bip bip öter.
Ve o koridorlarda beyaz önlüklü insanlar yürür.
Bir doktorun sabahı çoğu zaman bir gecenin devamıdır. Çünkü doktorların hayatında “mesai bitimi” diye kesin bir kavram yoktur. Bir ameliyat uzayabilir, bir hasta aniden kötüleşebilir, bir acil vaka kapıyı çalabilir.
İşte o anlarda zaman durur.
Sabah henüz doğmamışken, Ankara’nın gri ufkunda ince bir ışık belirir. Şehrin sokakları hâlâ yarı uykudadır; kaldırımlar gece boyunca biriktirdiği sessizliği bırakmamış, dükkan kepenkleri henüz açılmamıştır. Ama bazı insanlar için gece çoktan bitmiş, yeni bir gün çoktan başlamıştır.
Onlar direksiyon başındaki insanlardır.
Onlar minibüs şoförleridir.
Birçoğumuz için minibüs, sadece bir ulaşım aracıdır. İşe giderken binilen, aceleyle inilen, bazen kalabalığından şikâyet edilen küçük bir araç. Oysa o aracın ön koltuğunda oturan adam için o minibüs bir hayatın kendisidir. O direksiyon, yılların ağırlığını taşır; o gaz pedalı, bir ailenin geçimini; o dikiz aynası, arkasında bırakılan yorgunlukları.
Minibüs şoförünün sabahı, çoğu insanın rüyasında bile olmadığı bir saatte başlar. Saat dörtte, belki üç buçukta… Alarmın sesi bir fabrikadaki siren gibi yankılanır evin içinde. Küçük bir mutfakta çay kaynar, eşinin uykulu sesi duyulur.
