“Milletin Gündüz Sustuklarını, Gece Google Söylüyor…”
Türkiye artık sadece sokakta okunmuyor…
Arama çubuğunda çözülüyor.
Çünkü insanlar artık korkularını da…
Öfkelerini de…
Hayallerini de…
Google’a yazıyor.
Gündüz susan milyonlar…
“Milletin Gündüz Sustuklarını, Gece Google Söylüyor…”
Türkiye artık sadece sokakta okunmuyor…
Arama çubuğunda çözülüyor.
Çünkü insanlar artık korkularını da…
Öfkelerini de…
Hayallerini de…
Google’a yazıyor.
Gündüz susan milyonlar…
1. Sessizliğin Çığlığı
Modern İnsanın Gürültüden Kaçışı
Modern insan hiç olmadığı kadar bağlantılı…
Ve hiç olmadığı kadar yalnız.
Telefonlar çalıyor, bildirimler yağıyor, ekranlar konuşuyor…
Ama insanın iç sesi?
Giderek kısılıyor.
Eskiden sessizlik huzurdu.
Şimdi baskı gibi hissediliyor.
Bir zamanlar evlerin içinde sessizlik vardı ama o sessizliğin içinde güven olurdu.
Anne mutfakta bir şeylerle uğraşırken çıkan tabak sesi bile insana “evdeyim” duygusu verirdi.
Babalar akşam haberlerini izlerken bile evin içinde görünmez bir sıcaklık dolaşırdı.
Kimse sürekli konuşmazdı ama herkes birbirinin kalbini duyardı.
Şimdi ise başka bir sessizlik çöktü Türkiye’nin üzerine.
Bir zamanlar insanlar gelecek kurardı.
Şimdi çoğu insan sadece ay sonunu çıkarabilmenin hesabını yapıyor.
Eskiden hayat yaşanırdı…
Şimdi hayat dayanılmaya çalışılıyor.
Türkiye’de milyonlarca insan sabah alarmıyla değil, kaygıyla uyanıyor artık.
Markette fiyat etiketi görmek bile insanın içini daraltıyor.
Telefon bildirimleri huzur değil stres taşıyor.
Ve herkes aynı soruyu sessizce kendine soruyor:
Bazı insanlar vardır…
Bir ömür konuşmasanız bile, varlıkları insana güven verir.
Ses tonlarında samimiyet, bakışlarında merhamet, duruşlarında eski zaman adamlarının ağırlığı vardır.
İşte Merhum böyle insanlardandı…
Onu sonradan tanıdım belki…
Ama bazı insanlar vardır ki, yıllarca yanında olmasan da sanki çocukluğundan beri hayatındaymış gibi iz bırakır insanda.
Bir selamıyla içini ısıtan, bir cümlesiyle insana edep öğreten, yanında oturunca huzur veren adamlardandı Mustafa Ramanlı
Babalarımızın dostları aslında biraz da geçmişimizin emanetidir.
Her sabah uyanıyor, giyiniyor ve hayatın koşturmacası içinde o otomatik kapılardan içeri adım atıyorsunuz. İçeri girerken sadece bir paket süt, biraz ekmek ve belki de akşam için birkaç parça sebze alacağınızı düşünüyorsunuz, değil mi? Sadece ihtiyacınız olanı alıp çıkacak kadar iradelisiniz.
Peki, o kapıdan içeri girdiğiniz an, dünyanın en zeki nöropazarlama uzmanları, mimarları ve veri analistleri tarafından tasarlanmış görünmez bir labirentin içine düştüğünüzü sölesek?
Cebinizdeki parayı, siz daha ne olduğunu anlamadan kasaya bırakmanızı sağlayan, her gün gözünüzün önünde duran ama asla fark etmediğiniz o devasa illüzyonun çarklarını deşifre ediyoruz. Bildiğiniz her şeyi unutun; çünkü bugün marketlerin gizli kodlarını çözüyoruz.
Türkiye eskiden daha yavaş bir ülkeydi.
İnsanlar daha uzun konuşurdu.
Daha çok dinlerdi.
Daha geç öfkelenirdi.
Şimdi ise herkesin içinde görünmez bir gerilim dolaşıyor.
Bir korna sesi…
Bir yanlış bakış…
Ankara dışarıdan bakınca güçlü görünür.
Işıkları hiç sönmeyen binalar…
Uzun koridorlar…
Sert bakışlı toplantılar…
Devlet ciddiyeti…
Ama kimsenin görmediği başka bir Ankara daha vardır.
Geceleri odasında yalnız kalan danışmanlar…
Türkiye uzun zamandır sadece ekonomik bir mücadele vermiyor.
Aynı zamanda görünmeyen bir ruhsal aşınma yaşıyor.
Çünkü bazı yorgunluklar bedende değil, toplumun sinir uçlarında başlar.
Ve bugün bu ülkede insanların en hızlı tükenen şeyi para değil belki de…
Sabır.
Eskiden insanlar daha uzun düşünürdü.
Yapay Zekâ vs. Milli Akıl
“Yabancı algoritmalarla yerli politika yapılamaz.”
Dünya yeni bir güç dengesiyle karşı karşıya:
Veriyi üretenler ve veriyi kullananlar.
Ama asıl ayrım daha derin:
Algoritmayı yazanlar ve algoritmaya maruz kalanlar.
Anne: “Biz senin yaşındayken ekmek kuyruğundaydık.”
Ben: “Anne biz de Wi-Fi çekmeyince kriz geçiriyoruz… Herkes kendi travmasını yaşıyor.”
Hoş geldiniz.
Bu bir makale değil.
Bu bir “nesil bug raporu.”
DOSYA 1 – 1. GÜN
“GÜCÜN GÖLGESİNDE: TESADÜF MÜ BAĞLANTI MI?”
Ankara’da bazı kapılar… Anahtarla açılmaz.
İsimle açılır.
Cuma akşamı, şehrin en sakin görünen saatlerinden birinde, Çankaya’daki sıradan bir restoranda üç masa dikkat çekiyordu.
Yıllar öncesinden gelen bir dostluğun hatırına, Batman’ın sadece tozlu yollarını değil, kaderinde bir dönem aktif rol almış vesile olmuş o ismi; Ercan Atay’ı kaleme almak, bir şehrin hafızasını kâğıda dökmek gibidir.
Dostum Ercan Atay ve onun Batman’a bıraktığı silinmez izler üzerine kaleme alınmış bu yazı Batman Medya tarihine atılmış bir imzadır.
