Bozkırın ortasında dimdik duran bir irade, bir başkent, bir karakterdir. Ve bu karakterin en güçlü sesi hiç şüphesiz Ankara’nın gençliğidir. Bugün Ankara’nın sokaklarında yürüyen her genç, yalnızca bir birey değil; aynı zamanda geçmişin mirasını geleceğe taşıyan bir umut elçisidir. Çünkü bu şehir yalnızca bir başkent değildir. Bu şehir, mücadelelerin yazıldığı, fikirlerin büyüdüğü, ideallerin filizlendiği bir yerdir. “Ankara gençliği, yalnızca yarınların değil; bugünün de gücüdür.” Bir düşünün… Kızılay meydanında yürüyen bir öğrenci, üniversite kampüslerinde gece yarılarına kadar çalışan bir genç, hayallerini bir deftere karalayan bir lise öğrencisi… Hepsi aslında aynı hikâyenin kahramanlarıdır. Bu hikâye; çalışmanın,
“Bir milletin gerçek gücü, evlerinin içinde sessizce emek veren kadınların yüreğinde saklıdır.” Sabahın ilk ışıkları henüz Ankara’nın sokaklarına düşmeden uyanan bir şehir vardır. Ama o şehir meydanlarda değil, evlerin içinde başlar. Mutfağında çayın ilk buharını yükselten, çocuklarının geleceğini düşünerek güne başlayan, ailesinin huzuru için sessizce çalışan kadınların şehridir o. Ankara’da, Türkiye’nin dört bir yanında olduğu gibi, ev kadınları hayatın görünmeyen kahramanlarıdır. Onlar çoğu zaman bir unvan taşımazlar, alkış almazlar, manşetlere çıkmazlar. Ama bir toplumun en sağlam temeli onların emeği üzerine kuruludur. Çünkü bir ev kadını sadece evini yönetmez. O aynı zamanda bir öğretmen, bir doktor, bir psikolog, bir aşçı, bir ekonomist ve çoğu zaman bir kahramandır.
Bir üniversite kampüsünde yürürseniz yüzlerce genç görürsünüz. Gülenler, sohbet edenler, derslere yetişmeye çalışanlar… Ama biraz dikkatle bakarsanız gözlerin arkasında aynı soruyu fark edersiniz. “Geleceğim nasıl olacak?” Bugünün gençliği tarihin en eğitimli kuşaklarından biri.
Başkent Bülten, yalnızca Ankara’da yaşanan güncel olayları değil, toplumun görünmeyen ve unutulmuş yüzlerini de sayfalarına taşır. Ayazın içinde donmuş bir adamın hikâyesi, gazetenin sosyal vicdanı ve insan odaklı habercilik anlayışının en çarpıcı örneklerinden biridir. Cemal’in parkta yalnız başına donmuş hikâyesi, sadece bir bireyin trajedisi değildir; bu aynı zamanda şehirde kaybolan umutların, ekonomik zorlukların ve toplumsal unutulmuşluğun da bir yansımasıdır. Başkent Bülten, bu tür öyküleri aktararak Ankara ve Türkiye’de toplumun vicdanına dokunan, farkındalık yaratan ve insani derinliği olan bir gazetecilik standardı oluşturur.
Türkiye Gazi ve Şehit Aileleri Vakfı Başkanı ve gazi Lokman Aylar, “Terörsüz Türkiye” hedefiyle yürütülen sürece amasız, fakatsız destek verdiğini açıkladı. Aylar’ ın komisyon toplantısında yaşanan bir an ise toplantıya katılan herkesin hafızasına kazındı. Söz aldığı sırada gözündeki protezi çıkararak masanın üzerine bırakan Aylar, salondaki derin sessizliğin içinde şu sözleri söyledi: “Biz bu vatan için gözümüzü verdik. Canımızdan parçalar verdik. Ama eğer devletimiz yeni şehitler olmasın, yeni anneler ağlamasın diye bir yol açıyorsa biz gaziler o yolun karşısında değil yanında dururuz.”
Günümüzde teknoloji o kadar hızlı ilerliyor ki, hayatımızın birçok alanı robotlar ve yapay zekâ tarafından şekillenmeye başladı. Sadece fabrikalarda ya da endüstride değil, günlük yaşamımızda, sağlıkta, eğitimde, ulaşımda ve hatta sanatta robotlar ve otomasyon sistemleri giderek daha fazla rol oynamaya başladı. Bu durum, hem dünyada hem de Türkiye’de ekonomik, sosyal ve kültürel yapıları değiştirecek büyük bir dönüşümün habercisi olarak görülüyor. Dünya Genelinde Robotların Etkisi Gelişmiş ülkelerde robotlar, üretimden hizmet sektörüne kadar pek çok alanda hayatın ayrılmaz bir parçası hâline geldi. Japonya, Güney Kore ve Almanya gibi ülkelerde, robotlar hem iş gücünü tamamlayıcı hem de bazı işlerde insanın yerini alıcı rol üstleniyor. Özellikle yapay zekâ destekli robotlar, veri analizinden cerrahi operasyonlara kadar hassas işlerde insanlara yardımcı oluyor. Bu durum, verimliliği artırırken aynı zamanda bazı iş alanlarını da
Bazı insanlar vardır; onların adı yalnızca bir kişi olarak değil, bir duruş olarak anılır. Bir düşünceyi, bir vicdanı ve bir sorumluluğu temsil ederler. Kasım Pekacar da böyle isimlerden biri olarak değerlendirilir. Onun adı, yalnızca bir görev ya da bir unvanla değil; vefa, sorumluluk ve toplumsal duyarlılıkla birlikte anılır. Çünkü bazı hayatlar yalnızca yaşanmaz, aynı zamanda bir fikri ve bir mücadeleyi temsil eder. Türkiye’nin yakın tarihi, fedakârlık ve mücadelelerle dolu bir tarihtir. Bu topraklar, yalnızca sınırlarıyla değil; uğruna fedakârlık yapan insanlarıyla anlam kazanmıştır. Gaziler ve şehit
Tunceli'de, 2020 yılında şehit düşen Yılmaz Güneş'in naaşı 44 gün sonra bulundu.
Şehit Babam
Uzaklardan bir baba sesi duyunca Babası da yavrusuna sarılınca Yanğına bir öpücük kondurunca Şehit babm geliyor ana aklıma
Baba oğul elele gezerken parkta Neşe saçar bir oraya bir buraya Hele birde baba şevkati olunca Şehit babam geliyor ana aklıma
Bayramlar kutlanır buruk sevinçle Hüzünlenir garip anam eli öpülünce Bayramlıkları giyip harçlık alınınca Şehit babam geliyor ana aklıma
Haydi gidelim ana babamın yanına Derleşelim ağlaşalım mezar taşına belki duyarda gelir yanı başımıza Hasret giderlim ana doya doya 10.219 İsa Akbaş
Şehidim Gazim
Eğer bir gün olurda yiğidim bu vatan kimin diye sorarlarsa Kerpiçli sıvasız bir evin damında şanlı al bayrak asılmışsa Acı haber vermek için gecenin bir yarısı kapın çalınmışsa Şehidim gazim bilsinler ki bu vatan sizindir
Ataların gibi sıra dağlar aşarak cepheden cepheye koşmuşsan Vatan bayrak dini islam için bu tatlı canını hiçe saymışsan Kahpe bir kör kurşuna gözünü kırpmadan karşı koymuşsan Şehidim gazim bilsinler ki bu vatan sizindir
Yağmur çamur kar demeden ana kuzuları vatanı koruyorsa Gecesi gündüzüne karışmış mehmedim hainleri arıyorsa Al bayrağa sarılı tabutu sevenleri hasretle kucaklıyorsa Şehidim gazim bilsinler ki bu vatan sizindir
Bu vatan için şahadete düüne gider gibi şevkle gidebiliyorsan Mazlumların kimsesizlerin darda kalanların imdadına yetişiyorsan Şanlı albayrağı düşmana inat göklerde dalgalandırıyorsan Şehidim gazim bilsinler ki bu vatan sizindir
İsa Akbaş
Ağlama Şehit Anası
Şehidim geliyor tabutu al bayraklı Mübarek naaşı kefenlenmiş sarıılı Sevenleri saf tutmuş kılmış namazı Ağlam başını dik tut şehit anası
Kalleş kurşun saplanmış oğlunun kalbine Tüfeğini bırakmamış daha elinde Beseblli ki şahadet namesi cebinde Ağlama şehit anası oğlun cennette
Arş ala titredi oğlun şehit düşünce Toprak bile hüzünlendi onu görünce Gök ağladı sanki oğlun gömülünce Ağlama başını dik tut şehit anası
Herkese nasip olmaz böylesi bir düğün Sen bir şehit anasısın oğlunla övün Şehit hatrına gelecek nesiller gülsün Ağlam şehit anası alem ana görsün
Türkiye’nin kırsalını, ormanlarını, göllerini ve nehirlerini düşündüğünüzde, gözünüzün önüne sadece doğal güzellikler gelmez; aynı zamanda bir sorumluluk da gelir. Kuraklık, su kıtlığı, orman yangınları… Bunlar, günümüzün sessiz ama çok güçlü uyarılarıdır. Doğa, bize miras olarak sadece güzelliklerini değil, aynı zamanda korunması gereken değerleri de bırakıyor. Ama çoğu zaman bu sessiz uyarıları duymak zor oluyor. Şehirlerin gürültüsü, gündelik koşuşturma ve ekonomik kaygılar arasında, doğanın çığlığı çoğu zaman ikinci planda kalıyor. Oysa her yangın, her kuruyan dere, her yok olan kuş sesi, geleceğimizi şekillendiren bir işarettir. Kuraklık ve Su Sorunu Türkiye’nin birçok bölgesinde kuraklık, artık sıradan bir haber değil; günlük yaşamın bir parçası haline geldi. Konya Ovası’nda, GAP bölgesinde veya İç Anadolu’nun küçük kasabalarında, suyun azalmasıyla birlikte tarım, hayvancılık ve günlük hayat etkileniyor.
Ankara’da su sorunu, sadece ara sıra yaşanan su kesintisi değil; iklim değişikliği, nüfus artışı ve baraj rezervlerinin ciddi şekilde azalmasıyla birlikte hem kısa vadede gündelik erişimi hem de orta uzun vadede su güvenliğini etkileyen önemli bir sorun hâline gelmiş durumda. Aşağıda “mevcut durum”, “neden bu hale geldi” ve “geleceğe yönelik çözüm/öngörüler” başlıklarıyla net ve güncel bir özet bulabilirsin 1. Mevcut Durum – Neden Su Sorunu Yaşanıyor? Baraj Seviyeleri Çok Düşük 2025 yılı, son 50 yılın en ciddi kuraklık dönemlerinden biri oldu; barajlara gelen su miktarı son yıllara göre dramatik biçimde azaldı. 2025’te sadece 182 milyon m³ su girişi oldu, geçmişte bu rakam çok daha yüksekti. Kuraklık ve İklim Etkisi Kuraklık nedeniyle yağış ve kar yağışı azaldı, barajların dolma kapasitesi düşük kaldı. Bu durum, iklim değişikliğinin bölge üzerindeki etkilerinin somut bir sonucu olarak görülüyor.
I. Ankara: Başkent ve Üniversite Şehri Ankara sadece Türkiye’nin siyasi merkezi değil, aynı zamanda gençliğin, bilimin ve düşüncenin de şehridir. Şehirde yürürken ODTÜ’nün ağaçlı yolları, Hacettepe’nin geniş kampüsleri ve üniversite kafelerinin kalabalığı hemen göze çarpar. Bu şehirde bir üniversite öğrencisi olmak, sıradan bir şehir öğrencisi olmaktan farklıdır. Burada hayat disiplinli ama bir o kadar da sorgulayıcıdır. Dersler, kulüp toplantıları, projeler, stajlar… Her biri bireyi şekillendirir. Başkentte genç olmak, aynı zamanda ülkenin nabzını hissetmek demektir. İnsan politikayı, gündemi ve toplumsal tartışmaları yakından takip eder. Bu bilinç, şehirle gençler arasında doğal bir bağ oluşturur.
Günümüz Türkiye’sinde, sabah telefonunu eline alan bir kişi, sosyal medyadaki haber akışına bakarken farkında olmadan dijital dünyaya adım atıyor. İnsanlar artık alışverişlerini, bankacılık işlemlerini, haber takibini ve iletişimini teknoloji aracılığıyla yapıyor. Teknoloji, hayatı kolaylaştırdığı kadar karmaşıklaştırıyor da. Dijital dünya, hem fırsatlar hem de riskler barındırıyor. İnsanlar, ekranların ardında hem bağ kuruyor hem de yalnızlaşıyor; hem bilgiye erişiyor hem de bilgiye boğuluyor. Türkiye’de teknoloji, hayatın vazgeçilmez bir parçası haline gelmiş durumda, ama toplumun bu değişime adaptasyonu da bir sınav.