Dünyanın saygın düşünce kuruluşlarında çok tartışılan bir teori var. Saygın düşünürler, içinde yaşadığımız bu yüzyılı “Nihilitik Çağın” başlama dönemi olarak adlandırıyor. Nihilizm (hiçlik) kavramından yola çıkan bu görüş, yeni yüzyılın “Nihilitik” yani değersizlik çağı olacağını öngörüyor. Her şeyi yok sayan, anlamsız bulan nihilizmi yeni bir çağın doğuşuna örneklemek hem ilginç hem de ürkütücüdür.
Bu doktrini savunanlara göre günümüzde ahlak, hakikat, bilgi ve insan değersizleşmiştir; dolayısıyla “Nihilitik Çağ” başlamıştır. Teorilerini belirli bir hipotezle temellendiren bu düşünürler, Nihilitik çağın insanın yalnızlaşmasını farklı bir boyuta taşıdığını ileri sürerler. Yeni bir tür yalnızlık doğmuştur: dijital yalnızlık.
Gerçek olmayan kalabalıklar arasında yaşayan, gerçek olmayan arkadaşlıklar kuran ve gerçek olmayan hayatlar süren insan, nihayetinde bu sahte gerçeklikler arasında tanımlanamaz bir yalnızlığa sürüklenir. Zamanla kendine bile yabancılaşır. Bu yabancılaşma, merhamet, acıma, sevgi ve aşk gibi insani duyguların yavaş yavaş ölmesine yol açar.
Saygınlığın, değerin ve gücün sembolü olan bilgiye herkesin her zaman ve bedelsiz ulaşabilmesi, değersizliğin en güçlü rüzgârı hâline gelmiştir. Hiçbir çağ bilgiyi bu denli değersizleştirmemiştir. Böylece bilgi, cahilin ve kötünün eline geçen bir araca dönüşmüş; kendi anlamından, bağlamından koparılarak geçici faydalar için araçsallaştırılmıştır. Değersiz, bedelsiz ve araçsallaştırılmış bilgiye “malumat” denilmektedir.
Nihilitik Çağın geldiğini savunanlar bazı gözlem ve tespitlerinde elbette haklıdır. Bu görüşlerin tamamını doğru kabul edersek, insanoğlunun bu çağda hem mutsuz hem de huzursuz olacağı sonucu ortaya çıkar. Bilim insanlarının, böylesi bir çağda insanı mutsuz ve huzursuz kılan nedenlere şimdiden çözümler üretmesi beklenir. Ancak Nihilitik Çağı savunanlar, bilimin insan mutsuzluğunun ve huzursuzluğunun gerçek sebebini bulamayacağını iddia etmektedir.
Bu durumda, adeta buzul çağına benzeyen Nihilitik çağda insan olarak kalabilmenin son derece zor olduğu varsayımı ortaya çıkar.
Kişisel kanaatim, ahlak, hakikat, doğruluk ve adaletin felsefi olarak yok sayılmasından ziyade, sosyal çürümüşlükten kaynaklanan bir hiçliğe ve değersizliğe sürüklenme hâlinin söz konusu olduğudur. Değersizlik fikri bulaşıcı bir hastalık gibi yayılır ve en dramatik sonucu insanın değersizleşmesidir.
Böylesi bir çağda insanın ölümü, mekanik bir tanıma; görsel bir imgeye ve sayısal bir veriye dönüşür. Hızla tüketilir. Duygudan ve vicdandan uzaklaşan insan, yaşananları kabullenmez; kanıksar. İçselleştirilmemiş, mantıksal bir zemine oturmamış fakat kanıksanmış olaylar, insana gerçek olmayan ikinci bir hayat yaşatır. Bu, bir tür “dual yaşam”ın başlangıcıdır.
İnsani değerler zihinsel olarak varlığını sürdürürken ve referans gösterilirken, yaşamda bu değerlere aykırı davranışların sergilenmesi derin bir çelişki yaratır. Bu çelişkiden kurtulmanın yolu, mantık ve aklı dışarıda bırakıp olan biteni kanıksamak olarak görülür. Kanıksamak için fikre ihtiyaç yoktur.
Bilginin herkesin erişimine açılması, ironik biçimde insanı daha da cahilleştirmiştir. “Malumat sahibi, fikir yoksunu” bir insan tipi ortaya çıkmıştır. En tehlikelisi de budur. Fikri olmayan insan, yönlendirilmeye açık bir yığının parçası hâline gelir. Nihilitik çağ, insanı fikirsiz ve iradesiz kitlelere dönüştürür.
Malumat sahibi olmak, insana sahte bir özgüven kazandırır. Bu nedenle fikirden yoksun bireylerde cesaret fazladır. Bu, klasik anlamda bir “cahil cesareti” değildir; çünkü Nihilitik çağda cahil kavramı dönüşmüştür. Bu çağda malumata sahip fakat fikirsiz insan için yeni bir tanım gerekecektir.
İnsan artık sembollerle, imajlarla ve imgelerle düşünür ve iletişim kurar. Görsel iletişim biçimi, insanlığın en kıymetli üretimlerinden biri olan edebiyat ve sanat için ciddi bir tehdit hâline gelmiştir. Zihin, edebi bir metni resme dönüştürmeden algılayamaz duruma gelmiştir.
Organik insani ilişkiler bu çağda sona ermektedir. Dijitalleştirilmiş, ekran camı gibi soğuk, kırılgan ve hissiz ilişki biçimleri hâkimdir. İnsan yüz yüze konuşamaz hâle gelir; bir araç kullanmadan iletişim kuramaz.
Bu nedenledir ki insan Nihilitik çağda huzursuzdur; ancak huzursuzluğunun gerçek sebebini bulamaz. Çünkü onu insan yapan değerlerin erozyona uğradığını fark edemez.
Buzul çağına benzeyen Nihilitik çağda insan olarak kalabilmenin yolu, insan sıcaklığına sığınmaktır. Basit ve organik insani yaşam biçimi, bu çağda mutluluğun ana rahmidir. Oraya dönmeden huzur bulunamaz.
